"oyun" etiketli yazılar:

18 Haziran 2010 Cuma

Hatalardan ders…

Gidiş Yolu konusunda çeşitli tartışmalar oldu. İkinci yazıyı da yazdım.

Bir müsibet, bin nasihatten iyidir” diye düşünen arkadaşlarımız, hataların daha çok öğretici olduğunu söylediler. Katılmamak mümkün değil. Elbette hatalar öğretir. Bu konuda üçüncü yazıyı ekledim.

Ancak, bazı hatalardan öğrendiklerimizi yeterince kullanamayabiliriz.  Nedense aklıma idam mahkumu Temel geliyor. Son arzusu sorulduğunda “Ha bu bana ders olsun” demiş te…

😛

Yaşam bir prova değil. “Aaaa, yandık” veya “Game over” oldu, yeniden başlayalım olmayabiliyor.  Hep hatalarımızdan öğrenmek yerine, en doğruyu yapmayı amaç edinmeliyiz.

😀

Başkasına saygı duymayı öğrenmeden kendisine saygı duyamıyor insan; başkasını anlamadan kendisini anlamıyor; başkasına güvenmeden kendisine güvenemiyor, başkasını sevmeden kendini sevemiyor. Bunlar zaman istiyor, sınama-yanılma gerektiriyor. Yeteneğiniz varsa, daha çabuk öğreniyorsunuz.

Biliyorum ki, (CRM, PR ve HR – müşteri ilişkileri, halkla ilişkiler, insan kaynakları yönetimi – dahil) insan ilişkilerine dayalı herşeyde tecrübe ile uzmanlaşılıyor.

😛

Bülent Eczacıbaşı bir konuşmasında

– Hepimizin yaptığı bir hata vardır. İnsan tanımak… En büyük yanlışlardan biri “ben insanı gözünden tanırım” zannetmektir.

– İnsana zaman ayırmak, defalarca farklı konularda onu tanımak gerekir.

– Bu konuda alınacak dersin ve yapılacak yanlışların sonu yoktur.

demişti.

😛

Hatalar doğal, üstelik öğretici… Eğer öğrenmek istersek… (Ata sözlerine inanırım. :-P)

Bu gibi konularda hata yapılmasın demiyorum. İnsanın kuralları sabit değil. İnsan değişiyor. Hem insandan insana farklı, hem de aynı insan değişik zamanlarda değişik tepkiler gösteriyor. Bilgelik ile doğulmuyor. Önce kendini öğrenmek gerektiğinden, hatalara izin vermek şart.

Ve hiçbir zaman tam olarak da öğrenilmiyor.

😛

Ama kuralları sabit olan konularda ve mesleki işlerde yanılmak yoluyla öğrenmek…

Açık söyleyeyim, akıllı bir insana yakıştıramıyorum.

😀

05 Haziran 2010 Cumartesi

Sahada belli olur

Basketbol ile 11 yaşımda tanıştım. O zamandan beri aşırı bir düşkünlüğüm var. Sokak arasındaki potaya topu zor bela atan çocuklar bile olsa, durup biraz izlerim.

😛

Çeşitli anılar biriktirdim bunca yıl boyunca…

20’li yaşlarımdaydım.  Tatil köyünde basketbol maçında, 30’lu yaşlarında bir ağabeye faul yaptılar. Ağabey düştü ve dizi kanadı. Kalktı. Sakin ama öfkesini belli eden bir ses tonu ile “Mutlu oldun mu şimdi?” dedi faul yapan arkadaşa… “Şurada 1 haftalık bir tatilim var. Senin yüzünden berbat oldu. Bir tane sayı için değer mi sence?…” Bu anı hep gözlerimin önünde kaldı.

30’uma gelmek üzereydim. Mahallede bir saha var. Akşamları iş çıkışında üstümü değişip sahaya gidiyorum. Hava kararana kadar basketbol oynuyoruz. Bir akşamüstü, okuldan tanıdığım bazı arkadaşlar da geldiler. İçlerinden 2’si, Genç Milli olmuş bir zamanlar. Mahallede, hergün oynadığımız arkadaşlar maç yapmak istemediler. “Mağlubiyet garanti” diyerek. Önemli olanın oynamak olduğunu anlatamadım.  Onlar seyretti

😉

Zaman içinde insanların oyun içindeki davranışlarına bakarak kişiliklerini yorumlamayı (kısmen de olsa) öğrendim. Basit bir maçı kaybetmemek için başkasını sakatlamayı göze alanlar, kazanmak için her şeyi geçerli zannedenler, hayatı kazanmaktan ibaret sananlar, ekip arkadaşlarını sürekli azarlayanlar… Diğer yandan oyunu hep daha iyi oynamaya çalışanlar, başkalarını yüreklendirenler, kötü oyunculara da pas verenler…

Sahada başka, iş hayatında başka olanlar da görürüm. Ama ben sahaya inanırım.

😀

18 Şubat 2010 Perşembe

Oyunu paylaşmak

17 Şubat’ta yazdığım “Beklenti düzeyi” isimli yazıya friendfeed’de gelen yorumlar etkileyiciydi.

😀

Fundalina’nın “Yanımda yürüyen birine tempomu uydurur ve ritmini yakalarım ama beni geçmeye çalışırsa geride kalır. Mücadele ve rekabet insanın doğasında vardır ve ayarını kaçırmazsak çok da gereklidir.” sözleri, beni de anlatıyordu.

Tuğçe Tuğ “Ben bu yazıyı okuyunca Youngguns sürecimi düşündüm de kazanamasam bile çok eğlendiğim bir oyundu benim için…  üstelik bana çok şey  katan…” diye yazmıştı.

Evren Elif Kuyu ise “kazanmayacaksam bile ..oyunu paylaştıklarımın isimlerini ”ama bunlarla oynadım”diye geçirmeyi diliyorumm :-)” demişti.

  • İtiraf ediyorum. Yorum cümlelerinin tamamı burada değil. Funda,  Tuğçe ve Evren’in yorumlarından  sadece belli kısımları, beni en çok etkileyen satırları buraya yazdım. Hepsini birden, şu linkte bulabilirsiniz. basketteam

😀

Bu cümleler üzerine düşündüm.

Oyunu paylaştıklarımın adlarını başkalarıyla paylaşamasam bile “içimden keyifle geçirmek”, “ben bunlarla birlikte oynadım” demek…

Muhteşem hocalarım oldu. Muhan Soysal, Osman Ata Ataç, Kamil Kozan… sizlerle paylaşabildiklerim. Ve benim ben olmama neden olan daha niceleri…

Bazılarıyla birlikte yürüdüm. 30+ yıllık onlarca arkadaşım var. Akşamın bir saatinde sesini duyduğumda kızmadığım, aksine sevindiğim…

Bazılarının yanında çalıştım. İsmail Yalçınkaya’yı, Metin Ünal’ı, Ayhan Keyman’ı, David Owen Hill’i hep mutlulukla andım. Yazmadığım ama şükranla andığım diğerleri de var elbette…

Nice değerli ekiplerle çalışmışım. Ve nice değerli öğrencilerim olmuş…

Oyun deyince… Sonradan milli takımda oynamış kaç kişi ile karşılıklı veya beraber maç yapmışım…

😀

Düşündüm de, oyunda onlarla birlikte olmak zaten ödülün kendisi…

Yani, kazanmak aslında oyunda olmak… Gerisi pek de önemli değil.

😀