"platform" etiketli yazılar:

12 Şubat 2022 Cumartesi

Sürdürülebilirlik Çabaları

Bugünlerin en önemli konularından biri sürdürülebilirlik. Bu konu, artık küresel bir konu. Yine de, “konu tüm Dünya’yı ilgilendiriyor, sadece beni değil” demememiz ve her şeyi başkalarından beklemeden elimizden geleni yapmamız da gerekiyor.

Kurumların bazıları “kendi varoluşlarının devam etmesini” aynı kavram ile anlatıyor ama onların söylediği sürdürülebilirlik değil devamlılık.

🙂

Covid-19 yaygınlaşmaya başladığında, çeşitli yasaklar ve önlemler başlamadan önce İstanbul’a 2 saat mesafede bir köye göçtük. Uzun bir süreyi orada geçirdik. Elimizden geldiğince İstanbul’a gelmeden yaşamaya çalıştık. O dönemde benim de bazı çabalarım oldu.

Dikkat: Burada yazılanlar kesinlikle bir önerme veya örnek gösterme değildir. “Şehirden gelip bağdakine akıl öğreten” biri değilim. Naçizane, bireysel çabalarımı aktarıyorum.

Tarımla uğraşanların hayatının ne kadar zor olduğunu gözlüyorum. Geçimimi tarımdan sağlamadığım için deneme yapma şansım (hatta lüksüm) var. Eğer başarılı olursam, tüm köy bundan yararlanır ve ekosisteme yarar. Başarısız olursam, sadece benden çıkar.

🙂

Önce organik atıkları bir yerde biriktirmeye ve kompost gübre yapmaya karar verdim. Bir varil alıp altını genişçe deldim. Tüm gıda artıklarını oraya döktük. Kestiğim dikenleri ve bahçedeki yabani otları da üzerine koyduğumuz için, çok fazla kokmadı ama hoş koktuğu da söylenemezdi.

Internet’ten araştırdım ve az kullanılmış bir dal öğütme makinesi buldum. Satın alıp sobada yakılmayacak kalınlıkta (3 cm’den ince) dalları öğütücüden geçirdim. Başparmak boğumu kalınlığında yongalara bölüyordu. Dallar çok inceyse, 8-10 cm uzunlukta bırakıyordu.

Köyde, sobaya uymayacak incelikte dalları yakıyorlar. Benim dal öğütmem ilk önce garip karşılandı.

Yemeklerimizden çıkan meyve kabuklarını, sebze artıklarını parçalara böldüm.

Daha önce varile döktüğümüz artıkları artık bu tahta yongası yığınının içine koyabilirdim. İlk anda manzarası pek güzel olmayabiliyor.

Yenilmeyen organik ne varsa yonga yığınına döktük.

Elbette böyle bırakmadım. Çapayla veya dirgen kullanarak atıkları tahta parçaları içine gömdüm.

Arada, tahta parçalarının üzerine toprak da döktüm. Resimlerde bazı meşe yaprakları görünüyor ama onlar yakındaki ağaçlardan dökülenler.  Aslında, dal öğütmek için bile çok ince olan dalları ve dökülen yaprakları da ayrı bir (hatta iki) yere yığdım.

Resimde önde köşesi görünen yığın bir yıl önce öğütülen dallar, solda etrafı tahtalarla çevrili olan ise yapraklar ve ince dallar; arkadaki yığın bir diğer yaprak-dal yığını. Sonradan bu yığınları birleştirdim. Şimdi küçük bir tepecik oluştu. Bunları malç gibi kullanmak için topluyorum. Malç olarak serilemeyenleri ise yükseltilmiş bahçede zemine yayacağım.

Sağda, arkada ilk yükseltilmiş bahçe denemelerim var. Kısmen başarılı oldu. Daha çok okumam ve çalışmam gerek.

Resimleri sonbaharda çekmiştim. Önde açık renkli görülen tahta parçaları şimdi topraklaşmış durumda. Bildiğiniz kara toprak. İçinde pembe solucanlar cirit atıyor. Yaklaşık 4 metreküp kadar kompost gübre elde etmiş oldum. Köydeki komşularımız da tahtanın verimli toprağa dönüştüğünü gördüler. Belki artık öğütülebilir olan dalları yakmazlar. Bendeki makineyi kullanabilirler.

🙂

Elbette sadece organik gıda artıkları ile sınırlı değil. Isırgan otundan böcek kovucu şurup yapmak, yumurta kabuklarını sebze fidelerinin etrafına yaymak, sobada yanan odunların külünü eleyip kuru ve sıvı gübre için kullanmak da var. Dönüştürülebilen her şeyi tekrar kullanmaya çalışıyorum. Her ne kadar verimli toprak üretmeye çalışsam da, susuz tarıma da kafayı taktım. Onu da denemeye çalışacağım. Yukarıda vurguladığım gibi, umarım köyün ekosistemine bir katkım olur.

Sosyal mecralarda uzun süredir vurguladığım bir cümleyi burada tekrarlayayım.

Platform emperyalizminin karşısında sadece platform kooperativizmi durabilir.

😀

30 Mayıs 2021 Pazar

Amazon nasıl “Aşk Markası” oluyor

Değerli arkadaşım Burak Bayburtlu Twitter’da şöyle yazdı:

Bu mesajın altına yayınlanmayan yorumları eklemiş:

Burak’ın Twitter mesajının altına birçok yanıt yazılmış. Benzer şikayetleri olanlar, onlarca yanıt yazmış, kendilerinin yayınlanmayan yorumlarını da eklemişler. Okumanızı öneririm.

Ben, o yanıtlar arasındaki “Amazon’a övgü” yorumlarını bir araya getirdim.

Bir tanesine Amazon da ekleme yapmıştı.

Amazon-teşekkür

😉

Yanlış anlaşılmasın. Tek taraflı bakarak Amazon övgüsü yapmak eğiliminde değilim.

😮

Bence e-ticarette en büyük eksiklik, birçok pazaryerinin müşteri deneyimini anlamaması ve kullanıcı deneyimi ile aynı olduğunu zannetmesi. Teknolojinin dışındaki unsurların göz ardı edilmesi ve müşteri deneyimini anlamamakta ısrar…

  • Bu yazı taslaklar dosyasında beklerken yeni bir “hepsiburada vakası” daha ortaya çıktı.  Devamını izledim.
  • Bir de Bauhaus vakası olduğunu gördüm. Yine “Amazon’dan öğrenmeleri” öneriliyordu.

🙂

E-ticaret kurumlarının, özellikle platform ve/veya pazaryeri olmaya niyetlenenlerin ilk öğrenmesi gereken şey, “kimin müşterisi” kavramıdır.

  • Bu yazıyı uzun okumaktan sıkılacaklar için kısa özet: Evde Bosch markalı eşyaların artması, beni Bosch müşterisi yapmayabilir. Karşı binadaki elektrikli ev eşyaları dükkanı Arçelik bayii olsaydı, ev Arçelik ürünleriyle dolardı. Markanın değil, bana en yakın “komşu hatırı” önemseyen bayiin müşterisiydim.

Müşteriler platformun / pazaryerinin müşterisi olmaya çalışırken, onları satıcının veya lojistik şirketinin müşterisi olmaya zorlarsanız, kısa dönemde birkaç sorudan kurtulursunuz ama uzun dönemde varlığınız sorgulanır. Eğer müşterinize, her anını sizin yönettiğiniz sürtünmesiz ve kesintisiz bir deneyim yolculuğu (MOST®) tasarlamamışsanız, platform/pazaryeri değil alelade satıcısınızdır.

😡

Amazon Türkiye’ye geldiğinde, “e-ticaret’in yöntemini değiştirecek” yazmıştım. Çok sayıda “her şeyi bilen” kişi, “buradakiler Amazon’a değil, Amazon buraya uyum sağlar” demişti. Hatta Amazon’un buradaki ilk adımlarındaki tökezlemeler üzerine “hani, e-ticaretin kurallarını değiştirecek diyen kişi onlayn mı?” diye tweet’ler yazılmıştı. “Hele bekleyin” demiştim ama… her Amazon hatasında keyifle beni anıyorlardı.

Malum Karadeniz fıkrasındaki gibi yanıt vereyim. “Eeee… N’oldu?

😉

16 Haziran 2021 tarihli EKLEME:

21 Eylül 2021 tarihli EKLEME:

16 Mart 2021 Salı

CX Talks – Platform

Serhat Akkılıç ile müşteri deneyimi ve dönüşüm konularında sohbet ettiğimiz ilk 4 podcast bağlantısını içeren yazıyı CX Talks 1 yayınlamıştım. Sohbetlerimiz devam ediyor.  CX Talks dizisinin [1] ve [2]  yeni podcast’i yayınlandı. Bu sefer platform [1] [2] konusunu ele aldık.

Google ve sözlükten araştırınca fark ettim.

  • altı yükseltilmiş ayakkabılar
  • deniz üzerindeki petrol çıkarma alanları
  • asansörlerin ve yükselen zeminlerin tabanı
  • jeolojik katmanlar

için de platform deniyor. Bu nedenle sohbetimize tanımlayarak başladık. Blogu takip edenler bilirler. Tanımlamayı önemserim. “Teşhissiz tanım belki ilim olabilir; ama tanımsız teşhis suistimaldir” sözüne inanırım.

Platform kavramının müşteri deneyimi ilişkisini ve dijitalle sınırlı olmaması gerektiğini tartıştık. Doğası gereği kendisi platform oluşturamayacak kurumların, platformların bizzat onlara rakip olması (platform emperyalizmi) durumunu engellemek için neler yapabileceklerine kadar birçok konuyu konuştuk.

Bence podcast’leri dinleyin. “Söz uçar yazı kalır” derseniz bazılarına önceden değinmiştim ama sohbetimizde birçok farklı yönlerden tartışıldı.

  •  [a] McKinsey’in (bence dijital ile sınırlı kalan) tanımı ve benim deneyime dayalı tanımımı,
  •  [b] Platformlarla kesintisiz ve sürtünmesiz müşteri deneyimi ilişkisini,
  •  [c] Satış yapan markanın değil, platformun müşterinin sahibi olmasını  (diğer örneklerle birlikte),
  •  [d] Bir finansal kurumun, kendi kaynaklarını kullanmayıp diğer bankaların kaynaklarıyla kredi platformu kurmasını,
  •  [e] Taksi şoförünün “müşteri yapması”,
  •  [f] Platformlaşma ve platformlara mecbur kalınması,
  •  [g] Kendisi platform oluşturamayacak kurumlar, platform’lara karşı ne yapılabilir (sınav sorusu olarak da sormuştum ama podcast’te çok ayrıntılı tartışıldı)

Sohbetimizde sözü geçti. Platform deyince aklıma yukarıdaki resimdeki kurum “Sağdıçlar Balıkçılık” gelir. Onlarla konuşamadım ama biraz araştırdım. Neden kendilerini platform diye tanımladıklarını düşündüğümü de podcast’lerde dinleyebilirsiniz.

Platform konuşmalarımızın son cümlelerimde “silolaşma”dan bahsetmiştik. Silolaşma konuşmalarımız yayında. Eğer Serhat Akkılıç ile müşteri deneyimi ve dönüşümü ele aldığımız diğer sohbetlere de ulaşmak isterseniz, yukarıdaki CX Talks resmine tıklayabilirsiniz.

😊