"rekabet stratejisi" etiketli yazılar:

27 Mayıs 2012 Pazar

Strateji için önceliklendirme listesi

Geçenlerde Osman Ata ATAÇ hocamıın iş tanımı için hazırladığı “İşletme şarkısının bestesi” listesini sunmuştum.

Bugün daha ayrıntılı bir liste sunuyorum. Strateji için gerekli işler. İş tanımını yaptıktan sonra, ilk listedeki 5 üretim işlevine bağlı işleri – yani aşağıdaki 19 işi – önem sırasına sokacaksınız. Kendi kendinize Üretim pazarlama için çalışır mı? veya Başarılı stratejinin anahtarı neden üretim işlevinde? diye soruyorsanız, ilgili yazılara bakarsınız.

Ben size kolaylık olsun diye alt-alta listeledim. Tekrarlıyorum, ‘bunlardan hangisinde başarısız olursak stratejimiz amacına ulaşmaz‘ diye düşünülecek. Sonra da stratejinin başarısı için en kritik olandan en az kritik olana doğru sıralanacak.

İlk okulda yapıldığı gibi, 19 işi kağıtlara yazın. Sonra da en önemliden başlayarak sıraya dizin.

Miktar konusundaki işler şöyle:

  • hizmeti üreteceğimiz tesislerin tasarımı ve yerleştirmesi,
  • hizmet üretimi hattının yapılması,
  • hizmet üretim tesislerinin yerinin seçimi ve değerlendirilmesi,
  • üretim alet ve gereçleri.

Kalite konusundaki kararlarımız üç konuda:

  • kalite standartlarının geliştirmesi,
  • kalite kontrol prosedürlerini geliştirmesi ve
  • müşteri hizmet bölümlerinin tasarlanması.

Maliyet kararları dört işi ilgilendiriyor:

  • üretim hattının dengelenmesi,
  • üretim hattının tamir bakım sistemlerinin tasarlanması,
  • üretim yöntemlerinin iyileştirilmesinin sağlanması ve
  • maliyet düşürme programlarının tesisi.

Zaman kararlarımızın dört işi var:

  • envanter ihtiyaçlarının belirlenmesi,
  • malzemelerin elleçlenmesi (materials handling),
  • tedarik ve
  • stok tutma.

Sipariş kararlarımızın işleri de şöyle:

  • üretim maliyetlerinin tahmini,
  • sipariş üretimi için iş emirlerini tasarlama,
  • üretimi programlama ve
  • üretimi ulaştırma.

🙂

Bu işi düzgün yaparsanız, vizyon ve misyon cümleleriniz duvar süsü olmaktan çıkar.

(Ben yeterince iyi anlatamamışsam,  şurada örnek de var.)

 

22 Ocak 2012 Pazar

Çıkar çatışması

Bir doktorun devlet hastanesinde teşhis koyup, ameliyatı özel hastanede yapmasını destekliyor muyuz?

Bir öğretmenin geçer not vermek için kendisinden (veya yakın tanıdığından) özel ders almayı önermesini hoş karşılıyor muyuz?

Milletvekillerinin istedikleri gibi maaşlarını artırmalarını can-ı gönülden destekliyor muyuz?

Satınalma Müdürü’nün “bal tutan parmağını yalar” demesini çook doğal buluyor muyuz?

Tapu Memuru’nun en iyi arsaları kendisi veya yakınları için kapatmasına taraftar mıyız?

Eşe dosta ÖSYM yanıtlarının verilmesi iyi bir şey mi?

Üçüncü Köprü yolunun geçeceği arazileri, bizzat köprünün nereye yapılacağına karar verenlerin ele geçirmesi şahane bir fikir mi?

Üniversitede doktora veya doçent gibi derece sahibiyken, bir kamu görevine seçildiğinde “üniversitede kalsaydı unvan alacaktı” denilerek, 5 sene sonra otomatikman bir üst unvan (doktor ise doçentlik, doçent ise profesörlük) verilmesini haklı görüyor musunuz?

… Daha saymıyorum, binlerce örnek bulabiliriz.

Bunların ortak kavramı “çıkar çatışması” dır. Eğer bir toplum, “beceriksiz namuslu” ile “becerikli dolandırıcı” arasına sıkışmamış ise, her türlü çıkar çatışmasına olumsuz bakar.

😉

Sadece birkaç örneği ele alacağım.

“Kamu görevine seçildiğinde üniversitede bir unvanı olanlar, 5 yıl görev yaparlarsa bir üst unvana çıksın. Ama bu karara oy verenler ancak tekrar seçilirlerse yararlanabilsin. Aksi takdirde yararlanmasın” olsa daha iyi olmaz mıydı?

Üzerine havaalanı, köprü yolu, vb. yatırımlar yapılacak olan arazilerin son 10 yıllık tapu kayıtları internet’ten yayınlansa daha iyi olmaz mıydı?

Milletvekili maaşları, diğer maaşların bir katsayısı gibi tamamen bağımsız endekslere bağlı olsa daha iyi olmaz mıydı?

🙂

Şimdi Haksız Rekabet yazımı tekrar okuyun. Yorumları ile birlikte.

🙁

 

31 Ekim 2011 Pazartesi

Planlama 101

Webrazzi Summit 2011’deki sunuma, benden önce konuşma yapanları [1] , [2] , [3] dinlerken tuttuğum notlarla başlamıştım. Diğer alıntılardan sonra demiştim ki:

  • Oğuz Bayram’ın “Raporlama genelde geçmiş veriden yola çıkar. Siz %10 kadar da ileriye bakın” cümlesine katılmıyorum. Okulda “forecasting” (tahmin) önemli derslerden biriydi. Yoğun istatistik kullanılan, eğilim ölçüleri, sapma analizi, vb. birçok tekniğin öğretildiği bu derslerde, şunu da öğrendik: Sadece raporlama ile şirket yönetmek, dikiz aynasına bakarak araba kullanmaya benzer.  Arabayı kullanırken dikiz aynasına ve yan aynalara ne oranda bakıyorsanız, şirketinizi yönetirken geçmişe o oranda bakmalısınız. Özetle, geleceğin payı %90 olmalı.

😉

Şimdi elimizde sadece geçmişe ait veriler varken geleceğin payını nasıl artıracağımızı anlatacağım. Önce bütçe ile başlayalım.

Diyelim ki birçok hesaplama yapmak istemediniz ve işin kolayına kaçmaya karar verdiniz. Patronunuza “her şeyin eskisi gibi olacağını, geçen seneki pazar payınızı koruyacağınızı” söylediniz… En azından şu varsayımları yapmış olursunuz.

  • Pazara yeni ve güçlü bir rakip girmeyecek,
  • Pazardaki önemli rakiplerden biri veya bir kaçı pazarı terketmeyecek,
  • Mevcut rakipler, mevcut tarzlarını devam ettirecek, saldırgan bir pazarlama uygulamayacaklar,
  • Mevcut müşterileriniz rakipleri tercih etmeyecek,
  • Rakiplerin müşterileri sizi tercih etmeyecek (veya gidenle gelen eşit oranda olacak)

Bu varsayımlara kârlılıkla ilgili yaklaşımları da eklersek…

  • Piyasada fiyat kırarak yeni müşteri edinme çabası olmayacak,
  • Herkes şimdiki gibi marka iletişimi stratejisi uygulayacak,
  • Müşteriler yeni reklamlara kanmayacak…

gibi ek varsayımlarınız da vardır.

Özetle, işin kolayına kaçıp, “herşey eskisi gibi olacak” deseniz bile birçok varsayımınız (geleceğe ilişkin öngörünüz) var demektir.

Bütçe yaparken, tüm bu varsayımları incelemeniz ve doğruluğundan emin olmanız gerekir. Bunlardan her hangi biri farklı ise… o zaman geçmiş verilere göz atıp,

  • Bir farklılık olduğunda ne yöne doğru bir sapma oluyor?
  • Geçen dönemlerde bu sapmayı etkileyen ana faktörler nelerdi?
  • Bu faktörler şimdi de aynı şekilde geçerli olur mu?
  • Satın alma gücü, güven endeksi, kentleşme, vb. gibi baskın etmenlerde bizi etkileyecek bir fark oldu mu?
  • Müşteriler sabitlenince, yeni müşteri edinme maliyeti artıyor. Bu artış rakiplerde ne gibi tavırlara neden olabilir?

gibi yüzlerce soru akla gelmeye başlar. Bunların da her biri gelecekle ilgilidir.

Evet, biz plan yaparken Tanrı gülümser. Ama unutmayın ki, planlama belirsizliği azaltmak için bir araçtır.  Hiç değilse başkasını kahkahalarla güldürmemeyi sağlar.

😀

En iyi ve en kötü senaryolar ile devam edecek…

.