"satın alma" etiketli yazılar:

19 Şubat 2025 Çarşamba

Satınalma Birimi Deneyimlerim

Sayın Hülya Mutlu Linkedin’de “Bu hafta yapacağım bir konuşma için bu anketin sonuçlarına ihtiyacım var” diyerek bir anket paylaştı.

_________________________________________

Çalışırken en çok zorlandığınız iş birimi hangisi?

  • Pazarlama
  • Finans
  • İnsan Kaynakları
  • Satış

_________________________________________

Gelen yanıtları şurada görebilirsiniz.

Yorumlarda, listelenenlerden daha fazla zorlandığı iş birimi olarak Satınalma diye yazan vardı. Yanıtlayan deneyimli satınalma uzmanı, “Satınalma’nın bütçesi olmaz. Parayı geç ödeyen Finansman birimidir” gibi yanıtlayınca örnekler vermek istedim. Şahsen benim de, hiç es geçilmeyecek anılarım vardır Satınalma birimleriyle…

 

“Biz saksı değiliz” örneği

Türkiye’nin sektörünün en büyük şirketlerinden birinin Pazarlama yönetimiyle konuştuk. Kuruma 8 hafta boyunca mini MBA altında CRM dersi vereceğim. Konu eğitim olunca işe Eğitim birimi de katıldı. Sonuçta müfredat (içerik) ve takvim ve fiyat konusunda anlaştık. Tıpkı Bilgi Universitesi’nde olduğu gibi bir eğitim olacak. Tüm örnekler kuruma özgü yapılacak. Doğrudan hayata geçirebilecekleri çıktılara odaklandık.

Buraya kadar güzel gitti. Sonra, “Bizde tüm akçeli işlemler satınalma üzerinden yürür” dediler. Peki.

Sonra satınalma biriminden aradılar ve indirim istediler. Yukarıda anlattığım süreçte zaten epey pazarlık oldu. Sekiz kere yarım günlük eğitim olunca, toptancı fiyatı istenmişti. Beni arayıp ilave indirim isteyen kişiye “Biz zaten pazarlık yaptık ve mutabık kaldık” deyince, “Bizim performansımız, yaptırdığımız indirimle ölçülüyor” dedi. Ben yine de direndim. Bunun üzerine bir yandan (performans ölçütü kaygısıyla) yalvarır gibi konuşurken, arada indirim vermezsem başka zorluklar çıkabileceğini ima etti.

 

“İlkinde kaçtın ama…” örneği

Bir banka. Bankanın “Müşteri deneyimi günü” (CX Day) etkinliğinde konuşmacı olmam teklif edildi. Muhatabım, etkinliği düzenlemekle görevli olan müdür yardımcısı. Yine bankanın beklentileri, katılımcıların kim olacağı, kurumun mottosu, içerik, sektör örnekleri, vb… uzun uzadıya konuşuldu.

Önceki vakalardan tecrübe sahibi olmuşum. Bütçe önerirken “Bu aşamadan sonra Satınalma birimi işe karışmayacaksa…” diye birkaç kez tekrarlayarak fiyat verdim. Kabul edildi. Konuşma öncesinde birkaç kere daha Zoom toplantıları yaptık. Günü geldi. Seans güzel geçti. Hemen sonrasında arayıp memnuniyetlerini özellikle vurguladılar. Konu faturalamaya geldi.

Bu noktada Satınalma Müdürü işe girdi. “Bizim bilmemne teşvikimiz ve bilmemne istisnamız var. Faturayı ona göre hazırlayın” dedi. Elbette. Ben de “Bana bir örnek fatura gönderebilir misiniz, ona uygun hazırlayayım” dedim. Reddetti. “Siz gönderin, biz bakalım” dedi. Ben defalarca “Böyle mi, yoksa şöyle mi” örnekleri göndermek zorunda kaldım. Nihayet doğru faturayı üretebildim.

Bu arkadaş için ibrikçi diyebiliriz.

 

“… çok” örneği

Genç nesil reklamcı yetiştirme (Young Guns) projesini Project House’la birlikte yürütüyordum. Genç arkadaşlar, bir kurumun gençlere yönelik ürününün iletişimi konusunda konkura girdi ve sektörün en büyüklerine rağmen beğenildi.

Pazarlama birimiyle ayrıntılar konuşuldu ve mutabık kalındı. Ve yine… Sonra Satınalma ile masaya oturduk. Biz aslında bu işten çok para kazanmayı değil genç ekibin deneyim kazanmasını istiyoruz. Bu nedenle çok ucuz fiyat verdik.

Hedef müşteriler genç. Çok sayıda mecra kullanıyorlar. Dolayısıyla bizim genç ekip de çok kanallı bir iletişim planı hazırlamış. Hangi başlığı konuşursak satınalmacı iki hanım “Fiyat çok yüksek” diyorlar. Hatta birinde, Project House kurucu ortaklarından Sinan daha “o…” derken satınalmacı atıldı ve “Çok!” dedi. Sinan şaşırdı. Ben (yüzümde, gözlerime yansımayan profesyonel bir gülümseme) “Ne çok?” diye sordum. Öyle ya… Sinan daha (cümleyi demiyorum) kelimeyi bile söyleyememiş… Suç üstü yakalanmış gibi oldular… “Kem, küm” Ben tekrar sordum “Sahi… Ne çok?”

Az sonra sıra gönderilecek tweet’lere geldi. “Her ay gönderilecek tweet’leri, ayın başında Hukuk Müşavirliğimize ileteceksiniz, onlardan gelen yanıta göre…” detaylı anlattılar. Sinan tam itiraz edecekti ki bu sefer ben atıldım “Kabul. Çok iyi fikir” dedim. Satınalmacılardan deneyimli olanı bir an durdu. Kuşkulandı ama… Ben devam ettim. “Bu söylediğiniz tweet’in ruhuna aykırı ama böyle çalışmak bizi çok rahatlatır”

Toplantıda bir ara, “İletişim satın almak, reçellik meyve satın almaya benzemez” dedim. Satınalmacılar çok kızdı. “Biz sadece meyve sebze satın almıyoruz. Personelin servisi, fabrikanın temizliği, ofisin güvenliği gibi hizmetleri de biz satın alıyoruz” dediler. Onlara göre, marka iletişimi de öylesine bir servis işiydi.

 

“Geç ödeyerek kazandık” örneği

Büyük kurumlardan biri. Bir cihazdan binlerce kiralamışlar. Bakım anlaşması gereği her ay ödenecek bir tutar var. Sözleşme çok net. Her ayın şu gününde, şu kadar para ödenecek.

O dönemde yine aylık enflasyon %4-5 civarında. Ödemeden sorumlu arkadaş öğünerek anlattı: “Hesapladım, ödemeyi iki hafta geciktirince, benim ekibin maaşının üçte biri çıkıyor. Ben de sürekli bahaneler bulup erteliyorum”

 

Özetle

Performansı işin düzgün ve sürtünmesiz yürümesine değil, bir şekilde “domuzdan kıl koparmaya” bağlı olan satınalmacılar oldukça, kurumlar asıl zararı kendilerine verdiklerini anlamazlar.

 

Notlar:

  1. Satın alma ayrı yazılır. Biliyorum.
  2. Yukarıdaki örnekleri verip ChatGPT’den bir resim istedim. “Bürokratik engeller, gereksiz zorluklar ve pazarlık baskılarıyla dolu bir sahne” diyerek bunu verdi. Birkaç yeri Türkçeleştirdim.
  3. Eş zamanlı olarak Linkedin’de yayınlandı.

 

 

25 Nisan 2020 Cumartesi

B2B’de Farkındalık Gecikmesi – 2

B2B’de müşteri deneyimi ve içeriğin bu deneyimle uyumu konusunda birkaç yazı yayınlamıştım. (Yazının sonunda kısa liste yer alıyor)

İstanbul Bilgi Üniversitesi MBA programında yaptığımız CRM dersinde, “Şantiyelerde elle kullanılan aletler (Hilti, Makita, Bosch, Black Decker, vb…) sektöründe müşteri deneyim adımlarını” işleyen Özgür Türkkent, 2 ayrı persona için müşteri deneyim aşamaları çalışması yaptı.

”

Şantiye Şefinin aşamaları

  1. Farkındalık: İhtiyaç Oluşumu
  2. Araştırma: İhtiyacımızı nasıl ve hangi aletlerle / ürünlerle çözebiliriz.
  3. Talepte Bulunma: Satınalma için prosedürleri başlatma
  4. Değerlendirme: Teslim tarihi ve ihtiyaç aciliyeti karşılaştırılması; muadillerin incelenmesi
  5. Karar Verme:
  6. Satın Alma
  7. Teslim Alma
  8. Kullanma
  9. Ödeme: Kurumsal satışlarda vadeden dolayı ürün tesliminden sonra ödeme yapılır.
  10. Sadakat

Satınalma Müdürünün aşamaları ise şöyle:

  1. Farkındalık: Kurum ihtiyacının ortaya çıkması
  2. Araştırma: Muadil ürünleri belirleme
  3. Bulma: Ürün / marka bulunduğumuz ülkede var mı?
  4. Değerlendirme: Teslim tarihi ve ihtiyaç aciliyeti karşılaştırılması; muadillerin incelenmesi
  5. Karar Verme: Fiyat, vade, satınalma sonrasında hizmet yeterliği
  6. Satın Alma:
  7. Teslim Alma:
  8. Ödeme: Kurumsal satışlarda vadeden dolayı ürün tesliminden sonra ödeme yapılır.

”

Aşamaların persona bazında değiştiğinden bahsetmiştik. Burada önemli nokta şu:

Şantiye şefinin deneyim yolculuğu başlıyor [aşağıdaki şekilde (a)]. İnşaatın türüne (havalimanı, baraj, fabrika, yol, okul,  hastane, toplu konut, altyapı, vb.) göre ne tip ürünlerin / aletlerin (şarjli makineler, elektrikli aletler, ölçüm aletleri, tarayıcılar, direk tesbit aletleri, yangına karşı koruma ürünleri, vb.) kullanılacağını belirliyor. Bunlar hakkında araştırma yapıyor.

Bulgularını ve olası seçenekleri Satınalma Müdürü’ne aktardığında, (Şantiye Şefinin yolculuğunun üçüncü aşamasında) Satınalma Müdürü sürece katılıyor (b).

Bu arada B2B satıcı (Hilti, Makita, Bosch, Black Decker, vb.) kurumun çoğunlukla haberi olmuyor. B2B satıcı ancak Satınalma müdürü teklif istediği zaman öğreniyor (c).

  • Bütün B2B satış yapan kurumların bu “farkındalık gecikmesi” üzerinde çalışması gerektiğini düşünüyorum.
  • Web’de geliştirilecek içerik, izleme araçları ve arama motoru çalışmaları (SEO, SEM) ile bu öğrenme öne çekilebilir.

Sonrasında Değerlendirme, Karar Verme, Satın Alma ve Teslim Alma aşamaları her iki tarafın ortak faaliyetleri oluyor. Satınalma aşamasında gerekli işlemleri Satınalma müdürlüğü yapıyor ama nihai onay Şantiye Şefi tarafından veriliyor (d). Yani, ortak aşamalarda tarafların farklı sorumlulukları var.

B2B işlerde çoğunlukla vadeli ödeme yapıldığından ürünlerin / aletlerin sahada kullanımı başlıyor. Ödeme aşamasında Satınalma Müdürlüğü son bir defa Şantiye Şefliğine soruyor (e). Sorun yoksa, ödeme gerçekleştiriliyor.

Şantiyede aletlerin kullanımı devam ediyor. Beklenmedik bir arıza olursa, deneyime yeni süreçler ekleniyor.

😉

B2B kurumların, müşteri şirketlerdeki farklı rollerin ihtiyaç ve beklentilerini anlaması ve ona göre içerik ve iletişim çalışması yapması gerekir. Bu çaba sarf edilmeyince ne oluyor? Şurada dediğimiz gibi, “B2B kurumların mesajlarının %58‘inde logo veya marka değiştirilirse müşteriler farketmiyor”

🙁

B2B ilgili yazılar

B2B müşteri deneyimi konusunda

B2B içerik konusunda

.

20 Ağustos 2019 Salı

Kurumlarda Başarı

Blogumda bireyler için “başarı” konusunda çokça yazı yayımlamışım. Başarının tanımı, başarı ile başarısızlığın koşut gittiği, vb… Kurumların başarıları konusuna pek değinmemişim.

Son yayımladığım Fortune 500 klişesi ve devamı yazılarının yorumlarında kurumların başarıları tartışıldı.

🙂

Düşüncelerim şöyle:

Bir kurumun satılmış olması, başarısız olduğu anlamına gelmez.  Hatta aksine çok başarılı olduğu için satılabilir. Tek başına büyüyebileceği sınırlara gelip dayanmıştır. Sektörünün lideri olmuştur. Çok sayıda ülkede yer almaktadır. Anlamlı bir müşteri tabanı elde etmiştir.

Ve…  daha da büyümek isterse, daha önce rakibi olmayanların sahasına girecektir. Getirisi belli olmayan yatırımlar yapmak zorundadır. Uzmanı olduğu konudan (kısmen de olsa) sapmak zorunda kalacaktır, vb.

Daha büyük bir kurumun, kendi hizmetlerinin tamamlayıcısı olarak bu kurumu satın alması, bunu başarısız veya “değişimi anlamadı” yapmaz, satın alanı “değişimi anlıyor” yapabilir. Örnekler

  • IBM’in Red Hat’i
  • Oracle’ın People Soft’u
  • Microsoft’un Skype ve Linkedin’i
  • Amazon’un Wholefoods’u
  • Facebook’un Whatsapp’i ve Instagram’ı

satın alması.

Not: Çeşitli nedenlerle zora düşmüş ve ucuza satılmış kurumlar da var elbette. Ama Fortune 500 dediğinizde… listelere bir daha baksanız iyi olur.

😉

Dükkân sayısı, başarının bir ölçütü değildir. Bazı kurumlar, artan dükkan sayısını başarılarının göstergesi olarak her fırsatta dile getirirler. Benim aklıma her AVM’de dükkân açarken birden yok olan markalar gelir.

Bayramoğlu Döner’in tek bir dükkânı vardır. Kavacık’taki dükkân saat 12.00 – 13.40 arasında dolup taşar. Dışarıya uzanan kuyruklar olur.

Bir başka dönerci markası stratejik çalışmalar yaptı, reklamlarını duymayan kalmadı, sonra onlarca dükkân açtı. Gerek strateji danışmanlığında, gerekse iletişim ajansında çalışan arkadaşlarım çok methettiler. 4 – 5 kere denedim. Hepsinde hayal kırıklığına uğradım. Artık o markanın yakınından geçmiyorum.

Bence “Başka yerde şubemiz yoktur” yazısı, Bayramoğlu Döner’i başarısız yapmıyor; aksine aynı isimle orada burada dönerci açanlar, onun başarısının ispatı oluyor. Her AVM’de dükkânı olan dönercinin ise (bilançosu şimdilik iyi olabilir ama) adını marka diye kullandığı işte başarısız olduğu kanaatindeyim.

Not: Hem dükkân sayısını arttıran, hem de işini hakkıyla yapan kurumlar da var elbette. Onların başarısını inkar etmiyorum. Ama başarı ve kalıcılık dükkan sayısına bağlı değil.

(Kurumlarda Başarı… devam edecek)

.