Doğrusu Bu
“Fikri ve sınai haklar” konusunda Penguen çizerlerinin sosyal mecralarda yayınladıkları “Biz sadece izin almadan, ticari amaçlarla karikatürlerimizi yayımlayan kişi ve kurumlara karşı telif haklarımızı savunuyoruz” tweet’in ne kadar doğru olduğunu yazıyorum.
Tüm olan biteni en geniş ayrıntısıyla yazmaya çalıştım. Bu nedenle uzun olabilir. Yazarken, gerçekleri (olguları) ve duygu-düşünceleri birbirine karıştırmadan aktarmaya gayret ettim. Sadece olguları okumak isterseniz, içeri giren ve eğik harflerle yazılan paragrafları okumadan geçebilirsiniz.
“Özet geç” derseniz, doğrudan son bölüme bakabilirsiniz.
🙁
Polis Baskını
COVID-19 nedeniyle, il dışına çıkma yasağı başlamadan önce Hendek ilçesinin bir köyüne yerleştik. Derslerimizi uzaktan verdik. Köyden Hendek’e (kasabaya) bile sadece birkaç kez ve tam korunaklı olarak gittik. Zamanımızı, artık hepsi uzaktan yapılan eğitimlerimize ve yeni öğrendiğimiz sebze yetiştirmeye ayırdık. Ağustos ayında 20 gün kadar oldukça korunaklı tatil yaptık. Sonra yine köyümüze döndük. Özetle, tehlikeli günler geçene kadar, zorunlu olmadıkça İstanbul’a gitmemeye çalıştık.
20 Eylül Pazar akşamı saat 19.00’da, kızım İstanbul’dan aradı ve 2 polisin beni almaya geldiğini söyledi. Sitenin güvenlik elemanıyla birlikte gelmişler. Beni sormuşlar. Ertesi gün savcılıkta ifade vermem için alıp götüreceklermiş.
Köyde olduğum söylenince “ne zaman gelir” diye sormuşlar. Kızım “Pandemi nedeniyle İstanbul’a gelmeyeceğimi” söylemiş. Neden aradıkları sorulduğunda yanıt vermemişler. Kızım kayyım olduğum bir davaya veya geçen yıllarda ölen teyzemin mirası ile ilgili başka bir davaya katılmadığım için geldiklerini düşünmüş. Polisler hiçbiri olmadığını, aileyle ilgili bir konu olmadığını söylemişler. Ama neden alıp götürecekleri konusunda bilgi vermemişler.
- Kayyım olduğum davada duruşmalara mutlaka katılıyorum. İstanbul’da değilken atlamış olabilirdim.
- Miras davasında daha önceki tebliğlerde, katılmamın zorunlu olmadığını okumuştum. Avukat da aynı şekilde bilgi vermişti. Davalara gitmiyordum.
Mesleğimi, işimi sormuşlar. Kızım “danışmanlık yaptığımı” söylemiş. Bu arada “gelin dışarı çıkalım babamı arayalım; telefon burada çekmez” demiş. Polisler “eğer gelmeyecekse bizim arama çıkarmamız gerek” demişler.
Kızım telefonla beni aradı. Konuştuk. Ancak telefonla konuşmaya başladıktan sonra polisler “fikri ve sınai haklar konusunda bir dosya olduğunu” söylemiş. Köyün yerini sormuşlar. Kızım köyün adresini vermesine rağmen sadece “Sakarya” ile yetinmişler. “Yarın bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Savcılığına gidip ifade versin” deyip gitmişler.
Kızımla konuştuktan sonra hemen e-devlet, UYAP’tan girip baktık. Hakkımda hiçbir iddia, tebliğ, vb. olmadığını gördük.
“Kimdir, nedir” diye düşünerek uykusuz bir gece geçirdim.
- Eğer İstanbul’da olsaydım, o saatte muhtemelen torunumla birlikte yemekte olacaktım. Torunumun önünden, iki kolumda iki polis ile alıp götürülecektim. Bu konuda duygularımı yazamıyorum.
- Mart ayından beri korunaklı yaşadıktan sonra, COVID-19 döneminde nezarette bir gece geçirmek konusuna girmiyorum bile…
- “Fikri ve sınai haklar” konusunda ne yapmış olabileceğimi düşündüm. Danışmanlık yaptığım yerlerde hayata geçen projelerimden yazılarımda hiç bahsetmem. Eğitimlerimde bile pek az sözünü ederim.
- Danışmanlık verdiğim sürede hayata geçirmedikleri projeleri ise en az 1 yıl sonra, kurum ismini kesinlikle belirtmeden (“önerdim ama yapılmadı” da demeden) yayımlarım. “Benim fikrim, bir gün kullanırım” diye beklemem, kamuya mal olmasını sağlarım.
- Başkalarının telif hakları konusunda duyarlıyımdır. Yurtiçi veya yurtdışı görsel kullandığımda, görselin kaynağını mümkün olduğunca belirtmeye çalışırım. Özellikle bir kişiye aitse veya bir blogdan alıntıysa, mutlaka belirtirim.
- Bu nedenle aklıma kesinlikle görsellerle ilgili bir şey gelmedi. Danışmanlık sırasında yazılı olarak verdiğim, benden sonra hayata geçirilmek istenen bir projeden bahsettiğim için “fikri ve sınai haklar” konusunda bir iddia olabileceğini düşündüm.
- O gece elbette uykusuz geçti.
Ertesi gün, 21 Eylül 2020 Pazartesi, sabah erkenden Hendek Cumhuriyet Savcılığına gittim. Kimliğimi verdim ve savcılık kâtibine bildiklerimi (yukarıda yazılı olanları) anlattım. Savcılık kâtibi “Eğer bir ifadeye çağrı ise, dosyası bizde gözükmez. Buraya gönderilmesi için dilekçe yazmalısınız” dedi. Evime polislerin geldiğini söyleyince “O zaman yakalama emri vardır. Bakayım” dedi. Daha sonra “Hakkımda bir iddia veya yakalama emri görmediğini” söyledi. Yine “dilekçe ile burada yaşadığımızı ve ilgili belgelerin Hendek’e gönderilmesini istememi” tekrar söyledi.
- Dikkat ederseniz, 21 Eylül Pazartesi günü saat 11.00 olduğunda, Hendek Cumhuriyet Savcılığı’na başvurmuştum ve hâlâ hangi gerekçeyle ifade vereceğim konusunda zerre kadar fikrim yoktu.
Savcılıktan çıkınca, İstanbul’da yaşayan kızımı aradım ve muhtarlığa gidip, “biz İstanbul’da değilken gelen tebliğ olup olmadığını” sormasını istedim.
- Ne de olsa Mart ayından beri sadece 7 – 8 gün İstanbul’da bulunmuş, zamanın çoğunu Hendek’te geçirmiştik.
Muhtarlıkta kontrol edildiğinde, hiçbir tebliğ olmadığı görüldü.
- Bu noktayı, bir tebliğ veya uyarı olmamasını çok önemsiyorum. Kötü niyetle yapılmış bir hareket olduğu ortada.
Bunun üzerine muhtarlıktaki H bey, bizim bölgeye bakan sivil polis S’yi aramış. Kendisinin izin günü olması nedeniyle ulaşamamış. Başkasına, M’ye yönlendirmiş. M konuyu sormuş. Kendisi de bilememiş, bulamamış. Muhtarlıktaki H bey M’ye “kızımın geleceğini ve ilgilenmesini” rica etmiş.
Kızım, muhtarlıktan çıkıp M beyin (polis) olduğu Sancaktepe İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gitmiş. Güvenlik Büro’da M beyi bulmuş. Kendisine kısaca olayı özetlemiş. “Benim savcılığa gittiğimi ama hiçbir kayıt olmadığı için kimsenin ifade almadığını” söylemiş. M bey, önce benim ismimle aramalar yapmış ve hiçbir dosya ve bilgi bulamamış. Bu arada eve gelen polislere de bir sürü kızmış. “Hiçbir bilgi vermemiş olmaları ve savcılığa gitsin demiş olmalarına“. Çünkü aslında onların benim Hendek savcılığında hiçbir bilgiye ulaşamayacağımı bilmeleri gerekirmiş.
Gelen ekibi bulmaya çalışmışlar. M bey, gelenlerin tiplerini sormuş. Kızım “zaten aklımda tutamam” diyor. Gelen aracın araç plakasını sormuş. Kızım, araç plakasını almak için site güvenlik şefine ulaşmış, ama o da foto çekmiş olmasına rağmen vermeye çekinmiş. Bu arada M bey, kendi aralarındaki whatsapp grubundan “Şu siteye, şu kişiye, dün gece, kim, niye gitti” diye sormuş. Bir süre sonra dava dosya numarası ile cevap gelmiş. Dosya numarasını alınca M bey bir sisteme girip bakmış ve “şüpheli” olarak arandığımı söyledi. Kızıma dosya numarasını ve önceki gece gelen ekiplerin bağlı olduğu birimi söylemiş ve bir kağıda yazmış. Kızım, “konuyu nasıl öğrenebileceğini” sorduğunda “Size bir şey söylemezler boşa gidersiniz ama deneyin” demiş. Gideceği yeri tarif etmiş.
Daha sonra kızım, bir başka adresteki Emniyet Amirliği Güvenlik Bürosu’na gitmiş. Şöyle anlattı:
Yüksek bir yerde (kulede) nöbet tutan, benim taa sokağın başından beri geldiğimi gören bir polis vardı. O indi ve neden geldiğimi, ismimi vs sordu. Kısaca “Gece polisler geldi babamı aradılar bulamadılar. Konuyu anlamaya geldim” dedim. Senin ismini verdim. İçeri gitti. 5 dakika sonra beni içeri aldı, “1. Kata çıkıp Güvenlik Büro’ya girmemi” söyledi. Dedikleri yere gittim. Tam “Güvenlik Büro”nun kapısından bir memur çıkarken beni görünce geri girip, dosyaları açtı. Senin dava dosyanı buldu.
Burada kızıma evrak gösterilmemiş. “Dosya uzun, şimdi tek tek bakamayız” demişler. “komik büro” ve “penguen dergisi” kelimeleri telaffuz edilmiş. Bunun üzerine diğer masadaki memur “Babanın web sitesi var mı?” diye sormuş. “Var” deyince “Karikatürleri kullandı diye telif hakkı içindir” demiş.
Kızıma dosya numarası söylenmiş. “Avukat, Anadolu adliyesi fikri sınai haklar bürosuna gidecek. Orada ona her türlü bilgiyi de verirler, çözerler” demişler.
- Kızımın 3 saat boyunca uğraşması sonunda elde ettiğimiz bilgi bu kadardı.
Hakkımdaki iddiayı görmemiştim ama kızımın söylediklerini bir whatsapp grubundaki arkadaşlarımla paylaştım.
- İnanamadılar. Benim referans verme konusundaki titizliğim zaten biliniyor.
Bunun üzerine sosyal mecralarda ilk tweetler atıldı.
Daha yarım saat geçmeden Tweet’i atan arkadaşım “Uğur abi, telefonum ve DM durmadı. Onlarca kişiye benzeri suçlama yapılmış” diye mesaj gönderdi.
- Benim gibi, ticari hiçbir kullanımı olmayan onlarca kişi suçlama ile karşı karşıya kalmış.
- Daha önce de gündeme gelmiş ama ben dikkat etmemişim
Arkasından, benim gibi zarar gören biri de ekşi sözlük’te başlık oluşturmuş.
Kısa süre içinde ekşi sözlük’te 200 katkıyı geçmiş ve “trending topic”ler arasına girmişti.
İşin ilginç yanı, “Neden TT oldu?” tam da beni anlatan bir katkıyı seçmişti.
Yanıltma
Bunun üzerine Erdil Yaşaroğlu tweet’ler attı.
Erdil Yaşaroğlu’nun yukarıdaki KESİNLİKLE DOĞRU SÖYLEMEYEN tweet’leri, bu yazının yazılma nedenidir.
Bu konuda tweet atan diğer kişiler de kısa sürede gerçek niyetleri öğrendiler. Örneğin, her iki çizer hakkında son derece olumlu düşünen Simto Alev’in tweet’leri
Gerçeği öğrenen Haydar Özkömürcü’nün tweet’i
Sosyal medyada konuyu mizah ile değerlendirenlerden Oki Wan Kenobi durumu özetledi.
Hukuki süreç ilerledi. 24 Eylül Perşembe günü, saat 11.30’da, avukatımın desteğiyle hazırlanan ifademi Hendek Cumhuriyet Savcılığı’na sundum.
🙁
Referans verildi ve %1’in altında
Gelelim benim tarafa…
Yazılarımda karikatürleri şöyle kullanıyordum:
- Müşteri kral değildir yazısında, Selçuk Erdem’in bir padişahlı karikatürü kapak resmiydi. “Kapak resmi, Selçuk Erdem’den alıntıdır” diye belirtilmişti.
- CRM Profesyonellerinin Eğitimi-1 yazısında Erdil Yaşaroğlu’nun “tavuğun falına bakan falcı teyze” karikatürü vardı. Erdil Yaşaroğlu ve @komikaze adı görünüyordu. Ayrıca “Erdil Yaşaroğlu’nun şu karikatürü gibi” cümlesi vardı.
- Final Sınavına Girerken yazısında Erdil Yaşaroğlu’nun “Matematikten 30 aldım. Amerika’da olsaydım 100 alırdım” yazan karikatürü kapak resmiydi. Elbette referans verilmişti.
- Sosyal CRM ile Proaktif Pazarlama yazısında Erdil Yaşaroğlu’nun, “Günahlarını Ekşi Sözlük yazıyor” karikatürü vardı. Bu karikatür, Webrazzi etkinliklerinde her katılımcıya A4 büyüklüğünde renkli baskı olarak verilmişti. Elbette referans verilmişti.
- Tek başıma değildim yazısında, Selçuk Erdem’in “her yeri kendisinin fethettiğini” söyleyen padişahlı bir katikatürü vardı. Elbette referans verilmişti.
- Çağın Gerisinde Eğitim yazısında Erdil Yaşaroğlu’nun, yine bir Webrazzi etkinliğinde katılımcılara verilen “itfaiyeye tweet’ledin mi” karikatürü vardı.
- Matematik Öğrenmek yazısında Selçuk Erdem’in “sonsuzluk kaç yıl sürüyor” karikatürü vardı.
- Rekabet üzerine yazısında Selçuk Erdem’in “doktorun kafa karıştırması” karikatürü vardı.
- Big datadan korkmayın yazısında da bir karikatür vardı. Şimdi bir yabancı sanatçının karikatürü var. O resmi çıkarsam yazı eksilir mi? Tüm yazılardaki karikatürler, bu şekilde kullanılmıştı. “
Her iki blogda toplam 2532 yazı yayınlanmıştı. Bunların içinde Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem karikatürlerinin bulunduğu yazı sayısı toplamda 20 değil. Yani yüzde bir bile etmiyor. Ve her seferinde mutlaka referans verilmişti.
Karikatürleri kaldırdığımda, referans cümlelerini veya “bu karikatüründe şöyle anlatmış” gibi cümleleri çıkarmak dışında içerikte hiç değişiklik yapmadım. Zaten hiçbir yazının odağı karikatürler değildi.
Web sitelerimde yayınladığım içerik tamamen bilgi yönetimi, veriye dayalı pazarlama, planlama, yönetim, iş hayatı, hayatın içinden ve benzeri konulardadır. Web sitelerime hiç kimse “karikatür”, “komik”, “Selçuk Erdem”, “Erdil Yaşaroğlu”, “Penguen” gibi kelimeleri arayarak gelmemektedir. (Bugünlerde, bizzat ben karikatürleri bulup kaldırmak için arama yapıyorum 😉 )
Defalarca birlikte bulunduk
Şu da var…
Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem ile 2009 ve 2010 senesinde, Renault’nun sosyal medya kampanyası Meganeomani ve Fluence bir blog olsa etkinliklerinde bir arada bulunduk.
Selçuk Erdem ile İğneada’ya aynı (Onur Koray‘ın kullandığı) araçta gittik ve uzun süre sohbet ettik. (O sırada çektiğim bir resim var. Selçuk Erdem bir resmini izinsiz yayınladığım için dava açar diye buraya eklemedim). Aynı proje grubunda çalıştık.
Hatta, test sürüşü amaçlı etkinlikte hiç sürüş yapmadığım için “arka koltukta test sürüşü” diye, benim için yaptığı bir şakası da fanzinde yayınlanmıştı.
Bu resmin hangi açıdan ve nasıl çekileceğine bizzat Selçuk Erdem karar vermiştir. Kapının açık olmasından, bir sürüş anında olmadığımızı anlayabilirsiniz.
Birlikte yolculuk yaparken “Arada bir yazılarımda karikatürlerini kullandığımı, bundan rahatsız olup olmadığını” sordum. Hatta, hatırladığım kadarıyla cep telefonu ile tablet arası bir cihazdan siteye girip baktı. İlk yazılarda hiçbir karikatür göremedi. Ben “zaten arada bir kullandığımı” söyledim. (Karikatürlü yazıların oranı yüzde birin altında). Bunun üzerine “sorun olmayacağını” söylemişti.
2009 senesinde Renault Fluence “Fluence bir blog olsa” etkinlikleri sırasında,
Bursa’da Erdil Yaşaroğlu ile aynı gruptaydım.
Beni tanıyanlar, bizim grubun “her persona için ayrı bakış açısı ve beklentileri” çalışmasına şaşırmamışlardır. Sizce de kimin fikridir? Benim mi, çizerin mi?
Ona da “sakınca olup olmadığını” sordum ve olumsuz yanıt almadım.
- Bu iki değer verdiğim çizerin itirazları olsa, hemen sitelerden kaldırırdım. Daha sonraki yıllarda da kesinlikle karikatürlerini kullanmazdım.
- Sosyal mecralarda, açık bir şekilde hakaret edildiği zaman bile, ilgili kişinin adını kapatarak yazan (1) , (2) bir kişi olarak, kesinlikle hassasiyet gösterirdim.
- Şu anda bu konuşmaları ispatlayamam ama beni tanıyan herkesin yalan söylemediğimi bildiğine eminim.
- Bu etkinlikler sırasında Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu ile aynı gruplarda yer aldım. Çalışma disiplinlerini çok beğendim. Benden eğitim alan herkes “yaklaşımlarını ve disiplinlerini ne kadar beğendiğimi” dinlemiştir.
- Sunumlarımda, “Erdil Yaşaroğlu, sosyal mecraları en iyi anlayan sanatçıdır” diyordum.
- (Son iki cümleyi “Hocam, hani onları çok methediyordunuz… N’oldu şimdi?” diyecekler için yazdım. Yanılmışım.).
Akademik yaklaşımlar gereğince, kullandığım hemen her karikatürün yanına çizerinin adını ve sitesinin link bağlantısını referans olarak verdim. Eğer bir albümden alıntıysa, albümün adını ve hangi sayfadaki karikatür olduğunu da belirttim.
Web sitelerim ugurozmen.com ve uzaktancrmegitimi.com sitelerinde reklam almıyorum. Daha çok kişi ziyaret ettiğinde gelir kazanan bir uygulama, SEO veya SEM de yapmıyorum. Google reklamları bile yok.

Advertorial veya “siz bizi yazın, biz de sizi yazalım da izleyiciniz artsın” veya yukarıdaki gibi “bizden bahsedin” diyen kişi ve kurumlara bile “Web sitelerime bağlı bir gelir beklentim yok” diyerek olumsuz yanıt veriyorum.
Aksine, yayınladığım içerik serbestçe paylaşılmaktadır. Birçok üniversitede ders içeriği olarak kullanılmaktadır. Açık Öğretim ders kitaplarına girmiştir. Birçok yüksek lisans, doktora ve doçentlik tezinde kaynak olarak kullanılmıştır. Yayınladığım içeriğe veya izleyici sayısının artışına dayalı gelirim olmadığı gibi, ürettiğim içerik kullanıldığı takdirde telif hakkı talebinde de bulunmuyorum.
- Bir-iki kere, benden aldığı içeriği (web sayfamdaki resmi bile değiştirmeden) aynen yayımlayan kişilere “Bari referans verseydiniz” diye sitayişte bulundum.
Sitelerime özen gösteriyorum. Dilbilgisi kurallarına, ayrı yazılması gereken de, da, ki’lere dikkat ediyorum. Bu özeni elbette referans için de göstermiştim.
Telif haklarına saygılı olduğumu yukarıda okudunuz. İsmail Hakkı Polat’ın şu tweet’i durumu özetliyor.
Bu arada, hiç ilgim olmayan, adını ilk defa bu vesileyle duyduğum www.ingilizcebankasi.com nedeniyle ifade vermeye çağırıldım. Sonuçta “benim sitem olmadığını, bu siteyle hiç ilgim olmadığını, www.ingilizcebankasi.com’u ilk defa bu vesileyle duyduğumu” söyledim. Ne var ki, yarım günümü, ifade verme ortamında geçirdim. Bu salgın günlerinde, o ortamda yarım gün…
🙁
Hâlâ iyi niyet arayanların okuması için buraya bazı linkleri koymak istiyorum.
- r10.net’te Looker’ın mesajı (Aşağıya yorumlara ekledim)
- Haber Motto [https://habermotto.com/erdil-yasaroglu-ve-selcuk-erdem-karikaturlerini-paylasanlardan-18-bin-lira-istedi/] kaldırılmış
- Game of Trones TR ve kapanması (Tweet’lerin resmini referans olarak yayınladım)
- Veysel Keleş’in tweet’i [https://twitter.com/veyselkeles/status/1309163979915374592] kaldırılmış
🙁
Özetle
- Yasal olarak sorun olmasa bile, malum çizerleri rahatsız edeceği konusunda en küçük bir endişem olsa, kesinlikle karikatürlerini kullanmazdım.
- Tweet’lerindeki “Biz sadece izin almadan, ticari amaçlarla karikatürlerimizi yayımlayan kişi ve kurumlara karşı telif haklarımızı savunuyoruz” cümlesi doğru değil.
- Yayınlamaktan ötürü hiçbir ticari amacım ve gelirim olmamasına rağmen, kapıma polis gelmesini sağladılar.
- Hiç ilgim olmayan bir site nedeniyle ifade vermeye gittim.
🙁
Sonuç
Bilirkişi raporunda sitede hiç reklama rastlanmadığı yazılıydı. Mahkeme birkaç dakika sürdü. Hiç reklam almadığımı söyledim. Bir işe yaramadı. Sonunda yedibin liraya yakın ceza ödedim. Ayrıca avukatlık bedeli de var.
Her ikisini de iyi tanımış oldum.








1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
