Mikro Yönetim Konusunda

Değerli Arkadaşım MEHMET ŞEREF AKKAŞ mikro yönetim durumunda “sınırları belirleme ve özgüveni koruma” konusunda yazmış.
Amirlerinin mikro yönetiminden şikayetçi olanlar çok fazla. Masanın her iki tarafında da yer alan biri olarak yaşadıklarımı anlatayım.
Önce ast olarak yaşadıklarım:
Deniz Acenteliği – 1
ODTÜ İşletmecilik’ten mezun olduktan sonraki ilk işimi Çömezlik Günlerim yazmıştım. Patronun tutarsız davranışlarından sıkıldım. İstanbul’da bir deniz acenteliğinde Ayhan Keyman’ın yanında işe girdim. Ayhan beyin titizliğini de yazmıştım.
Başka yazıya gitmeyeyim, özetini okuyayım derseniz…
_______________________________________
Bir gün yurt dışı ile yazışıyorum. Türkiye’de bir yere mesaj iletmeleri gerek. Bazı yanlışlar yapılmış. Düzeltme yazısı gönderdim: “true wording should be as …”
Ayhan bey yanına çağırdı. Benim gönderdiğim teleks metni önünde duruyor. Baktım, “true” çizilmiş. Fransız okulunda aldığı kaligrafi dersinin hakkını verir güzellikteki el yazısı ile “correct” yazılmış.
– Doğrusu, “correct wording should be as …” olmalıydı” dedi. “Elbette “true” yazarsan da anlarlar. Ama sen en doğrusunu yazmalısın.”
________________________________________
Deniz acenteliği, adrenalin bağımlıları için çok keyifli bir iştir. Maliyet gün – saat – dakika ile ölçülür. Önünüzdeki saat ilerledikçe acentesi olduğunuz kurumun para kaybettiğini bilirsiniz. Geminin telsiz çağrısını duyduğunuz andaki keyfi anlatamam. Ayrıca yanlış yapan bir ordino görevlisi şirketi batırabilir.
Belki de bu nedenle Ayhan bey aşırı titizdi. Şirkete gelen tüm belgeleri okur, kime gönderilecekse o karar verirdi. Kendi %40 ortağına bile ancak belli oranda güvenirdi. Önemli bir hata olduğunda (ortağı dahil) herkesi çocuk gibi azarlayabilirdi.
- Yanında 2,5 yıl çalıştım. Hiç azar işitmedim.
- Ayhan bey acentenin ana ortağı olduktan sonra 20 yıldan beri ilk defa iki hafta izin yapmıştı. Bana (ortağına değil, bana) güvendiği için. Bunu kendisi bana söyledi.
- Sabah erkenden işe gelir, gelen teleks mesajlarını Ayhan beyden önce okurdum. Defalarca (ortağı dahil olmak üzere) diğerlerinin yanlış yaptığı işleri görmüş ve düzeltmişimdir. Bunları Ayhan beye anlatmadığım ve kimseyi şikâyet etmediğim için, ortağı başta olmak üzere diğer çalışanlar da bana güvenirdi.
Maalesef bir hata yaptım ve başka bir acenteye (2,5 katı maaşla) GMY olarak geçtim 🙂 .
Deniz Acenteliği – 2
Patron AG bey, babasından kalan küçük bir taşra acentesini Türkiye’nin 4’üncü büyük denizcilik şirketi haline getirmişti. Deniz acenteliği, gemicilik, taşıma brokerliği, armatörlük, turizm acenteliği, vb… Karaköy’de 4 katlı bir apartmana sığamıyorduk.
Bu patron da titizdi ama… farklı bir titizlik. Oradaki anılarımın bir kısmını [1] ve [2] ve [3] ve [4] ve [5] ve [6] ve [7] ve [8] ve [9] ve [10] ve (şimdilik) son olarak [11] yayınladım.
Kendisinin hayatını kolaylaştıracak ve itibarını artıracak işlere bile bağıra çağıra itiraz ediyordu. Toplantımız bitti. İstifa mektubunu kendisine sundum. Yıllar sonra bana “senin dediğini yaptım” [2] dedi.
Bireysel Bankacılık
Bir bankada Satış Müdürü olarak işe başladım. (Bir önceki GMY görevimden 2 kademe aşağıdan…) Bireysel Bankacılık Pazarlama Bölüm Başkanı’na bağlı çalışıyordum. Bireysel Bankacılık Türkiye’de yeni kuruluyordu. Bu görevi üstlenen Genel Müdür Yardımcısı da aşırı titizdi. O da tepkilerini çok sert göstermesiyle bilinirdi.
Birlikte sadece 20 gün çalıştık. Bu 20 gün içinde bile beni mikro yönetmeyi bıraktı. Sonra başka bir GMY geldi. Beni işe alan GMY’nin sekreteri “Onunla çalışıp 20 gün içinde 2 kere “Aferin” yazılı mesaj alan tek kişi olduğumu” söylemişti.
Leasing
Direktörlük dönemimde… Müdür bana geldi. Yanındaki eleman ile çalışmak istemediğini söyledi.
Nedenleri tartıştık. Sorumlulukları doğrultusunda yetkisine de saygı gösterdim.
– Peki” dedim. “Kendisine bildir. Yasal görevlerimizi yerine getirelim. Tazminatını ödeyelim.”
– Siz bildirin.” dedi.
– Neden ben bildireyim? Senin kararın değil mi? Kararının arkasında durmalısın”
Yapamayacağını söyledi. “Kendisinin bildirmesi” konusunda direndim. Yarım saatten fazla konuştum. Yetki / sorumluluk ilişkisinden bahsettim. Çaresizlik içinde kıvranan bir müdür görmek hoş değil.
– Öyleyse birlikte bildirelim.” dedim.
– Ben olmasam…”
– Sen kendi kararını açıklayamazsan, ben hiç söylemem.”
Masanın Diğer Tarafı
Ben de işimde çok titizimdir. Ne de olsa, ustalarım öyleydi ve bazılarının yanında sonsuza dek çırak olarak kalacağımı da bilirim.
Bir başka bankada, bankanın tüm perakende projelerinden sorumluydum. İrili ufaklı onlarca proje. İşe başlayalı 6 ay olan çömezlere bile 30 – 40 bin dolarlık projeleri emanet ediyorduk. Müdürler, çömezlerin projelerini denetliyorlar ama kendileri de yüzbinlerce dolarlık projeleri yönetiyorlardı. Taşın altında küçük parmağımızdan, hatta elimizden çok daha fazlası vardı. 🙁
Bizim ekibimizin hatası, bankaya onbinlerce dolara mal olurdu. Proje belli bir aşamaya gelince, Teftiş Kurulu ve IT denetimi istemişizdir. Yine de çoğunlukla kendi hatamızı biz bulup çıkartırdık. Böyle olunca, hepimiz çok titiz davranırız ve aynı titizliği birbirimizden bekleriz.
Tüm projeler nihayetinde benim sorumluluğumda olduğundan herkesten daha dikkatli olmak zorundaydım.
Bu kadar uzun girişten sonra kendimden olumlu / olumsuz örnekler vereyim:
___________________________________________
Yeni bir proje söz konusu. Gençlerden birine verileri sundum. Fizibilitesini çıkarmasını istedim. Birbuçuk saat sonra geldi. Sonuca baktım ve
– Sanırım bir tane sıfır kadar (10 kat) fazlası çıkmış. Tekrar kontrol et” diye geri gönderdim. Yarım saatten fazla uğraştı.
– Hata yok” diye geldi.
– Bir daha bak” dedim. Israr etti.
– Eğer bunca zaman harcayıp bulamadığın yanlışını 10 dakika içinde bulursam terfiin 6 ay gecikir” dedim. Tekrar inceledi. Yine yarım saat sonra “hata yok” diyerek geldi.
İncelemeye başladıktan 4 dakika sonra yanlışını buldum. Yıllık faiz oranını aylık oran gibi almıştı. Elbette terfii 6 ay ertelendi.
_________________________________
Karmaşık bir projeydi. Bankanın birçok departmanı işin içindeydi. Projenin yönetimi (dolayısıyla tüm sorumluluğu) bizim tarafta.
Yazışmalar başladı. Sonra her departman kendisine ait kısma farklı renklerle eklemeler yaptı. “Görüşümüzü kırmızı ile ifade ettik” veya “Aşağıda mavi renkle belirttiğimiz gibi…” Üç hafta sonra kırmızı, mavi, yeşil, mor ve diğer ara tonlarda… rengarenk mesajlar gelip gitmeye başladı. Yazılarda renkler bitti, üzeri renklendirildi. Kimisi en son mesajlara değil, aralarda bazılarına yanıt verdiği için tarihsel akış da kayboldu. Mesajları görseniz, “gözlerim kanadı” deyimini hemen anlarsınız.
İşe yani başlamış, henüz stajyer olan arkadaşlardan birine durumu anlattım. Muhatap olduğumuz her bir departman bazında son durumu izlemek için nasıl ayrım yapacağını söyledim.
- Aslında çok zor bir iş değil. Tüm yazışmaları, gönderen kişinin çalıştığı bölüm – birim bazında ayıracak. Her birini ayrım bazında sıralayacak. Böylece Hukuk veya IT veya Operasyonların, hangi durumda ne düşündüğünü ve ne beklediğini, nelere olumlu veya olumsuz baktığını görebileceğim.
Aradan birkaç gün geçti. Bu arada yazışmalar devam ediyordu. Ne durumda olduğunu sordum. Microsoft’un merge opsiyonunu kullandığını söyledi. Gösterdiği örnek çok daha karmakarışıktı. Nasıl yapılacağını yeniden anlattım.
Yine aradan birkaç gün geçti. Tüm gün ekran başında çalışıyor gibi görünüyor ama ilerleme yok. Bir sabah (zaten 07.00‘de işbaşı yapıyordum) kendi işimi kendim yapmaya karar verdim. Yaklaşık 3 saat içinde tüm yazışmaları bölüm – birim bazında ve tarihi akışına uygun şekilde düzenledim.
Sonra… 3 saatlik ücretimin onun 15 günlük maaşından çok daha az olduğunu hesapladım. Tembel birinin sorununu yaşamaktansa, yolları ayırdım.
__________________________________
Onlarca projeyle tek başıma uğraşmam olanaksız. Hak edenlere tüm yetkileri devrettim, hak etmeyenlerle yolumuzu ayırdık.
Birlikte çalışırken, “size verdiğim yetki birçok bankanın direktör unvanındaki kişilerinde yok” diyordum, inanmıyorlardı. Benden sonra bankacılığa devam edenler, yıllar sonra bile aynı yetkileri alamayınca fark ettiler.
O ekipten 2 tane banka GMY, çok sayıda direktör çıktı.
Özetle
Masanın her iki tarafında da defalarca yer alan biri olarak şöyle düşünüyorum.
“Ben öyle yapmanızı söylememiştim” cümlesini çokça duydum ama çoğunluğun derdi olan amirlerin “bilgimle döverim” davranışıyla hiç karşılaşmadım. Tecrübeyle damıtılmış bilgiye açığım, ötesini zaten öğrenirim.
Doğa genelde (sadece fizik değil) “enerjinin sakınımı” ilkelerine uygun çalışır. Vahşi hayvanlar, yavrulara ve savunmasız avlara saldırırlar. Enerjilerini boşa harcamak istemezler. Her amir / patron / yönetici de çok farklı davranmaz. Rahat etmek isterler. Dolayısıyla
- açık ve net bir iletişim
- işin sahipliğini üstlenmek
- sonuç odaklı çalışarak yöneticinin güvenini kazanmak
gerekir. Bu güven sağlanınca, sizinle uğraşarak zaman kaybetmez ve başka işlere zaman harcarlar. Zaten yetkisini düzgün kullanmayan onlarca kişi var. Gidip onlarla uğraşırlar.
Bazı amirler veya patronlar gerçekten çok sorunlu oluyor. Deniz Acenteliği – 2‘deki örnek gibi… O zaman daha iyi bir yere geçmenin yolunu arayın.
Ne var ki, masanın her iki tarafında otururken gördüğüm çoğunluk mikro yönetimi hak ediyor.
🙁



1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
