"sorumluluk" etiketli yazılar:

08 Şubat 2014 Cumartesi

Seçim yapmak

30 seneyi geçti. Okulda aynı sınıftaydık. Aralarında bir şey yoktu. Evlendiklerini duyduk. “Nasıl oldu?” diye sorulduğunda kız “beni seçti” diye gururlanıyordu. Önemli olanın seçilmek değil seçmek olduğunu anlattım. Artık seçildiğini söylemiyor.

Bunun istisnaları da var. “Hiçbir koltuğa talip değilim. Ama benden görev bekleniyorsa kaçamam” diyen de, genç kızımız gibi “beni siz seçtiniz” diyecek. Aslında, “başınıza geleceklere razı olun” demek istiyor.

secim
Bir de bahane uydurmayı seçim yapmak sananlar var. “Okulu bırakacağım” diyor. Nedeni sorulduğunda Steve Jobs’u, Bill Gates’i anlatıyor. “Onların gerekçesini sormuyorum, seninkini merak ettim” dediğimde yanıt alamıyorum. Anlıyorum ki, seçim (tercih) gerekçesi tembellik; ama bahanesi Jobs ve Gates. Anlatmaya çalışıyorum, tembellik bir seçim gerekçesi olamaz.

“Okula gerek yok, herşey internet’te var” diyor bazıları.  Internet’te her şeyin olduğunda aynı fikirdeyiz. Az sayıda bilgi varken, ulaşmak için okullar ortaya çıkmıştı. Çok bilgiden doğru olanı bulmanın daha zor olduğunu söylüyorlar. Yine aynı fikirdeyiz.

“Kolay olanı yapmak için 15 yıl okumak gerekliydi. Zor olanı okullar olmadan nasıl öğreneceğiz?” diye soruyorum. Yanıt, kem de küm…

İşte burası çok önemli. Yazılımlar hayatımızı kolaylaştırıyor. Daha da kolaylaştıracak. Bir sonra hangi kitabı okursak bilgimizin daha derinleşeceğini söylemeye başladılar. Yüzde 80 – 90 oranında doğru önerilerde bulunuyorlar. Güvenimizi kazandılar zaten. Birçok kitap okuyup yanılmayı göze alamıyoruz. Bize önerilen kitapları tercih ediyoruz. Aslında bizim yerimize seçim yapılıyor.

 

Önermeler, artık kitaplarla sınırlı değil. Bizim ve sevgilimizin sosyal mecralardaki kimlik bilgileri, beğendiklerimiz, beğenmediklerimiz, fanı olduğumuz sanatçılar, gitmek istediğimiz tatil beldelerine kadar her şeyi incelemeye alıyorlar. “Doğum gününde şunu alırsan, sevgilin havalara uçar” demeye başladılar. Biz sosyal mecralarda kendimize ait ne kadar çok bilgi paylaşırsak, isabet oranı o kadar artacak. Yine yüzde 90’ın üstünde tutarlılıkta doğru sonuç almaya başlayacaklar. Hediye seçerken de yazılımlara güveneceğiz. Aslında bizim yerimize onlar seçecek.

Ödevlerde wikipedia’dan referans veriliyor. İlgili kitap veya makaleyi okumaya gerek duymuyoruz. Orada yazılanların doğruluğuna güveniyoruz. Wikipedia’dan referansları kabul etmeyen öğretim üyelerini sosyal mecralarda ağır eleştiriyoruz.

Hiçbir şey gizli kalmıyor. Her dakika bir sızıntı oluyor. Kimi zaman kasetler, bazen İsviçre’deki hesaplar, alınan komisyonlar, atılan imzalar internet’e düşüveriyor. Hemen eşimizle, dostumuzla paylaşıyoruz. Kartopu etkisine faydamız dokunuyor. Sağır sultan bile duyuyor.

Bazen şüphe uyandıran cümleler de duyuyoruz. Wikipedia’da bazı ülkelerin tarihi ve bazı politikacılar hakkında pek az olumsuz madde olduğu kulağımıza çalınıyor. Wikileaks’de bir grubun diğerini bertaraf etmek için sızdırdığı söyleniyor. Önemli değil. Zaten onbinlerce sayfayı kim okuyacak. Biz okuyanlara güveniyoruz. Onlar bize anlatacak.

Gelen mesajları hemen herkese dağıtıyoruz. İçecek firmalarının hammadde içine ölü böcekleri kattığı, yoğurt firmasının ülkemizdeki çocuklara zarar vermek için kimyasal malzeme kullandığını okuyunca herkesle paylaşıyoruz. Bunların yalan olduğunu, nice zaman sonra farkediyoruz.

Aslında başkaları tarafından yapılmış seçimleri kendi tercihimiz zannediyoruz. Okumadığımız, araştırmadığımız, gerçeği sorgulamadığımız için…

Adamın özgeçmişinin ekran görüntüsü bize gönderiliyor. Bilmediği bir konuda ataması yapıldığı da yazılı. Öfke duyuyoruz. Tüm dostlarımıza iletiyoruz.  Araştırsak gerçeğin farklı olduğunu öğreneceğiz. Özgeçmiş ekran görüntüsünün özellikle yarım olduğunu, altında uzmanlığı konusunda açıklamalar bulunduğunu bilmiyoruz.

Neymiş, “internet’te herşey var”mış. Biz gerçeğin peşinde koşmayınca, gerçekten çok yalanın internet’te gezindiğini anlamayınca, “internet’te her şeyin olması”nın kime yararı var.

İnternet, gerçeğin duyulmasını sağladığı kadar, saptırmanın da inandırıcı olmasını ve yayılmasını sağlıyor. Bu noktada seçim yapmamız gerekiyor. Gerçeği aramayı mı seçeceğiz, yoksa duyduklarımıza inanmayı mı? Bize sunulanların doğruluğunu kontrol etmek için başka kanalları da kullanacak mıyız? Olası zaman kaybını göze alıp, önerilen kitap yerine başka bir tane okuyacak mıyız?

Endişem odur ki, biz gerçekleri anlamak için ısrarcı olmazsak… Gelecekte bizi yönetenleri Facebook, Google, Amazon seçecek. Bizim için en iyisinin onlar olduğuna inanacağız. Kendi seçimimiz sanarak.

İlk olarak Haziran 2011’de Gennaration‘da yayınlandı

Kapak resmi şuradan alıntı

17 Ağustos 2013 Cumartesi

Hademe ve Doktor

Tıp fakültesi hastanesinde Profesör hoca, asistanların odasına telefon açmış, asistanlardan birinin adını söylemiş ve “şu isimli hastanın dosyasını alıp benim yanıma gelsin” demiş. tedavi

Beş – on dakika sonra asistan elinde dosyayla gelmiş. Profesör sormuş: “Ne düşünüyorsun? Sence bu hastaya ne yapmamız gerekiyor?

Asistan şaşırmış. “Hocam, dosyayı incelemedim. Siz söyleyince buldum, hemen getirdim.” demiş.

“Sen hademe misin?” yanıtını almış. “Dosyanın bana gelmesini isteseydim sana değil bir hademeye söylerdim.

Resim Selçuk Erdem‘den

😉

Defalarca söyledim ve yazdım. Sizi köle yapan patronun değil kendi bakış açınızdır. Aynı nedenle, kölelik bir konum veya durum değil, bir ruh halidir.

😛

.

Meraklısına Profesyonellik ≠ Kölelik yazıları

😀

23 Nisan 2013 Salı

Alacağına Atmaca, Borcuna Karga

Özellikle 2 yıl geciktirilmiş bir yazı:

🙁

Genç girişimciler tarafından kurulmuş firma ile 9 Nisan 2011 Cumartesi günü bir iş yaptım.

11 Nisan Pazartesi, anlaştığımız ücretin ne zaman ödeneceğini doğrudan sormak istemedim. “Sürecin bundan sonrasının nasıl işleyeceği konusunda bilgi verebilir misiniz?” diye e-posta gönderdim.

12 Nisan 2011 tarihinde “Sürecin devamında, katılımınızla ilgili program ödemesini, bir ay vadede gerçekleştiriyor olacağız.” şeklinde bir yanıt geldi.

Bir ay bekledim. Onlardan ses çıkmayınca 16 Mayıs 2011 tarihinde , yine doğrudan sormak yerine “İBAN numaram TRxxx..xxx ” diye mesaj gönderdim.

18 Mayıs 2011 tarihinde “Hesap bilgileriniz aldım ve muhasebeye ilettim, teşekkür ederim. Ödeme tarihi konusunda dönüş alır almaz paylaşacağım” diye yanıtlandı.

Ama yanıt gelmedi. Zaten söz verilen bir ay geçtiği için 22 Mayıs 2011 tarihinde “Sizden haber bekliyorum” diye mesaj gönderdim.

23 Mayıs 2011’de “Muhasebeden bilgi geldi, ödeme 6 Haziran haftası gerçekleşiyor olacak” şeklinde dönüş oldu.

Bekledim. 6 Haziran haftasının son günü olan 10 Haziran Cuma gününe kadar yine ses duyulmadı, ücret görünmedi. 12 Haziran 2011 günü… Henüz ilgili tutar hesabıma yatırılmış değildi. Yukarıdaki yazışmaları özetleyen bir mesaj gönderdim.

Hak ettiğim tutar, 2 aydan uzun süre sonra hesabıma aktarıldı.

🙁

Kurumsallaşma konusunda birçok yazı yayınladım. Girişimcilerin konuyu yanlış değerlendirdiğini defalarca anlatmaya çalıştım. (Listesi şu yazının sonunda)

Genç girişimcilerin şirketleşince sözünü tutmayan, yan çizen, bahaneler üreten bazı eski dünya patronlarına benzemek için çabalamaları, maalesef beni haklı çıkarıyor.

Öğrenecek başka bir şey bulamadınız mı?

😛

  • Not: Yazıyı 2 yıl beklettim. Çoğu girişimcide değişim gerçekleşmedi. 

🙁