"spor" etiketli yazılar:

06 Ağustos 2011 Cumartesi

Taraftarlık

15 – 16 yaşlarımdaydım. Mahallede bir arkadaş, sıkı fanatikti.

Bir gün “senin takım…” diyecek oldum. “Artık takım tutmuyorum” diye yanıtladı.

Şaşırdım. Nedenini sordum. Anlattı. O takımın Divan Kurulu üyesi olan amcasını aramış. Amcaoğlu

– Babam … şehrine gitti.” diye yanıtlamış.
– Maç 3 gün sonra değil miydi? Niye erken gitti?”
– Gerekli miktarı götürdü.İşi şansa bırakacak değiliz ya!.”

O andan itibaren takım tutmadığını anlattı. Beni de etkiledi. O günden beri futbol ilgim, mikrobiyoloji ile ilgilendiğim kadar.

😉

Böyle döndüğünü bilmesine veya tahmin etmesine rağmen bir takımı fanatiklik düzeyinde savunan ve sosyal mecralarda “senin tenceren daha kara” diyen insanlara (özellikle de eğitim düzeyi yüksekse) gerçekten şaşırıyorum.

Ve kendime, dostlarıma, çocuklarıma tekrarlıyorum. Fanatizm, her suçu haklı kılar. Aman ha, yapmayın.

🙁

14 Ekim 2010 Perşembe

Yönetim ve idare

Yıllar önceye ait bir anı…

Üç büyüklerden biri o dönemin dünya çapında tanınan antrenörlerinden birini takımın başına getirmişti. Şöhretli hoca, oldukça gerçekçiydi. Ligin ilk 4 – 5 maçından sonra  ezeli rakibi için: “Bizden iyi oynuyorlar. Onlara yetişmemiz lazım.” gibi bir demeç verdi.

Ertesi gün, beğenilmeyen transferi baştan sona yönetmiş olan Genel Başkan’ın demeci 8 sütuna manşet idi:

Beğenmiyorsa gitsin, o takımı yönetsin.

😉

Bazılarına olağan gelebilir. Benim için çok ders çıkartılan bir olgudur bu.

Takıma gerçekçi bakamayan bir antrenör beklendiğini, fanatizmin öne çıkması gerektiğini şöhretli hoca bilmiyordu. Onu meşhur yapanın kendini kandırmayan bakış açısı olduğunu düşündüm.

😉

Bir daha ders var.

Varsayın ki, operasyonlardan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı  (COE) işe yeni başlamış. Daha önce hammadde alışlarını Genel Müdür yapmış. Yeni başlayan COE, “Rakip ürünler kaliteli. Biz de ürünlerimizin kalitesini düzeltmeliyiz” diye demeç veriyor.

Genel Müdür de gazetecilere “Öyleyse gitsin, orada çalışsın” diyor.

Üst yöneticilerin gazeteciler aracılığıyla konuşmasına nasıl bakarsınız? O kurum başarılı olabilir mi?

😉

13 Ekim 2010 Çarşamba

İletişim

Şimdi hayal etmesi bile güç. Bir devirler TV yoktu. Maçları gazeteciler seyreder ve yazarlardı. Çoğunlukla “şerefli mağlubiyetler” alırdık.

Arada bir galip gelirsek, “Berlin Kaplanları”, “Macaristan Fatihleri” olurlardı. Aradan onyıllar geçer ama hep o “Macar takımını kendi sahasında nasıl da yenmiştik” anlatılırdı.

😉

TV yayıldı. Naklen yayınlar başladı. Bizimkilerin döküldükleri ortaya çıktı. Edirne’den dışarı çıkan dayak yeyip dönüyordu. Bir dönemin gazetecilerinin pek de tarafsız anlatmadığını öğrendik.

Sadece Türkiye Şampiyonluğu için koşullanmış takımlar da taraftarlar da, dışarıya göz diktiler. Bugün finallerde, yarı-finallerde oynayan şampiyon adaylarımız varsa, iletişimin gücü yüzündendir.

😉