"spor" etiketli yazılar:

05 Haziran 2010 Cumartesi

Sahada belli olur

Basketbol ile 11 yaşımda tanıştım. O zamandan beri aşırı bir düşkünlüğüm var. Sokak arasındaki potaya topu zor bela atan çocuklar bile olsa, durup biraz izlerim.

😛

Çeşitli anılar biriktirdim bunca yıl boyunca…

20’li yaşlarımdaydım.  Tatil köyünde basketbol maçında, 30’lu yaşlarında bir ağabeye faul yaptılar. Ağabey düştü ve dizi kanadı. Kalktı. Sakin ama öfkesini belli eden bir ses tonu ile “Mutlu oldun mu şimdi?” dedi faul yapan arkadaşa… “Şurada 1 haftalık bir tatilim var. Senin yüzünden berbat oldu. Bir tane sayı için değer mi sence?…” Bu anı hep gözlerimin önünde kaldı.

30’uma gelmek üzereydim. Mahallede bir saha var. Akşamları iş çıkışında üstümü değişip sahaya gidiyorum. Hava kararana kadar basketbol oynuyoruz. Bir akşamüstü, okuldan tanıdığım bazı arkadaşlar da geldiler. İçlerinden 2’si, Genç Milli olmuş bir zamanlar. Mahallede, hergün oynadığımız arkadaşlar maç yapmak istemediler. “Mağlubiyet garanti” diyerek. Önemli olanın oynamak olduğunu anlatamadım.  Onlar seyretti

😉

Zaman içinde insanların oyun içindeki davranışlarına bakarak kişiliklerini yorumlamayı (kısmen de olsa) öğrendim. Basit bir maçı kaybetmemek için başkasını sakatlamayı göze alanlar, kazanmak için her şeyi geçerli zannedenler, hayatı kazanmaktan ibaret sananlar, ekip arkadaşlarını sürekli azarlayanlar… Diğer yandan oyunu hep daha iyi oynamaya çalışanlar, başkalarını yüreklendirenler, kötü oyunculara da pas verenler…

Sahada başka, iş hayatında başka olanlar da görürüm. Ama ben sahaya inanırım.

😀

27 Kasım 2009 Cuma

Keyifli Bayramlar…

Zaman zaman genç arkadaşlar bana danışıyorlar. Bunlardan biri “size hocam yerine koçum diyebilir miyim” deyiverdi.

Kurban Bayramı’ndan mı etkilendi,  “yaşam koçu” mu demek istiyor …  Kestiremedim.

😛

Lise yıllarındaydık. Bir maçtan dönüyoruz. Belediye otobüsü yine tıklım tıklım. Ekiptekiler birbirine takılıyor.

Takımın coach’una da şaka yapıldı: “Haftanın koçu Bülent” denildi.

Bülent hemen ekledi… “Haftanın koyunu da sen oluyorsun galiba…”  İnce kıyım…

Sadece biz değil, tüm otobüs ahalisi kahkahalarla güldü…

😀

Kurban Bayramınız kutlu olsun. Siz yine kimseye (insan veya hayvan) kıymayın.

😀

08 Eylül 2008 Pazartesi

Profesyonellik

Birçok yazıda “profesyonellik” üzerine mesaj veriyorum. Nedir profesyonellik diye sorarsanız, kişisel tarifim şöyle:

Bana göre, aşağıdaki 3 etmenden oluşur.

1 – Profesyonel ücretli çalışan bir kişidir. Tüm geliri, harcadığı zaman karşılığında kendisine ödenen ücrettir. (Bu noktada, İşimiz Zaman Satmak 1 ve 2 isimli yazılara göz atmanızı öneririm) Dolayısıyla, kendine veya ailesine ait bir şirkette yöneticilik yapan bir kişi, örneğin Sn. Mustafa Koç veya Sn. Güler Sabancı “profesyonel” diye sıfatlandırılamaz.

2 – Profesyonellik bir mesleğin üzerine inşa edilir. (Kelimenin kökü olan “profession” meslek demektir. Profesör kelimesi de aynı kökten geliyor. Daha derin latince kökünde – ortaokul yıllarımdan hatırladığım kadarı ile-“yeterlik” kelimesi de var.) Dolayısıyla, bir eğitim + ediniler + öğretiler bütünüdür. Tanrı vergisi yeteneği ile iş yapan biri (sanatcı, zenaat erbabı veya sporcu) karşılığında para da alsa profesyonel sıfatını alamaz. Benim gençliğimde Pele için tarihin en iyi futbolcusu; Franz Bakenbauer için ise “en iyi profesyonel futbolcu” denirdi. Pele’nin öğrenilemeyecek bir yeteneği vardı herhalde…

3 – Profesyonellik bir düşünce ve davranışlar bütünüdür. Bildiğimiz ahlak kuralları dışında, bir de “profesyonel ahlak” vardır. Zaten “yaratıcı profesyonellik” isimli yazıda “patrona rağmen, patron için çalışmak” dememin nedeni budur.

Profesyonel sporcuları da, profesyonel yöneticileri de bu etmenler altında değerlendiririm.