"stajyer" etiketli yazılar:

23 Ekim 2009 Cuma

Young Guns (ek)

Bir reklamı izlediğinde “ben çok daha iyisini yaparım” diyorsan, işte sana sözünü kanıtlama fırsatı.

Yaratıcı olduğunu düşünen her 3 – 5 öğrencinin bir araya geldiklerinde ortak hayali “Bir şirket kuralım. Millete gösterelim reklam nasıl olurmuş”. Bu hayalin gerçek olmasına ne dersin. Üstelik de en iyilerin bir araya geldiği bir ajans ortamında…

Stajyer değil, “yeni nesil pazarlama insanı” arıyoruz.

😀

Burada şunlar YOK:

  • şunun fotokopisini çek de getir,
  • biz gençken… çantamı taşı,
  • “usta”nın yanında sığıntı bir yer,
  • toplantıda yanımda dur da bir şey öğren bari,
  • bana kebap söyle… kendine de birşeyler ısmarlarsın,
  • sen konuşma, sadece müşterinin tüm söylediklerini not almaya çalış…

Şunlar VAR:

  • diğer Young Guns seçilenleri ile paylaştığın ortak çalışma alanı,
  • hayallerini gerçekleştirme fırsatı,
  • kartvizit,
  • düşen şapka, görünen perçem,
  • sürekli eğitim,
  • istersen fikir danışacağın tecrübeliler,
  • kendi kararlarının sonuçlarını yaşamak,
  • “biz yaptık” demenin keyfi…

😛

Grup çalışması ve/veya küme ödevi  kabul edilmiyor… Tek başına katılmak gerekiyor. Proje veya fikir yarışması değil. Yetenek aranıyor. O fikrin geldiği yerde, daha niceleri vardır diye…

Dolayısıyla birey olmak gerekiyor.

😛

Bekliyoruz… Heyecanla…

😉

Ek: Young Guns hakkında yazılar:


25 Mayıs 2009 Pazartesi

Anlayışlı stajyer

Friendfeed’de staj konusunda bir tartışma okudum. Yine anılarım depreşti…

İster sadece yaz döneminde stajyer olarak gelsin, isterse stajyer memur sıfatıyla 3 aylık deneme süresinde olsun, işe yeni başlayanlarla şahsen ilgilenmeyi tercih etmişimdir.

Bir ara, arkadaşlar yeğenlerini veya çocuklarını yanımda staja göndermek istemişlerdir.

Bunlardan çok iyilerini de gördüm. Stajyer olarak başlayıp, Bölge Müdürü olanı da vardı.

😛

Stajyerlerden biri, uzun yıllar boyunca anlatılmaya hak kazanmıştır.

Bir sabah baktım, sakal tıraşı olmadan gelmiş. Yüzünde de akşamdan kalma ifadesi… Yanıma çağırdım.

  • Bazı mesajları doğrudan vermenin sert olacağını düşündüğümden, dolaylı anlatmaya çaba sarfederim.

Bir yandan, çekmecemdeki acil durum çantasını masama çıkartırken, diğer yandan da anlatmaya başladım.

“Bir aya yakın zamandır gördüğün gibi, her sabah tıraş olup da gelirim. Buna rağmen, eğer sabah tıraş olamaya fırsat bulamazsam diye, benim çantamda her zaman bir tıraş bıçağı vardır.”

Daha cümlemi tamamlamadan elimde tuttuğum “yedek” tıraş bıçağını aldı ve “Teşekkür ederim Uğur bey” diyerek lavaboya doğru gitti…

Tüm ofistekiler de benimle birlikte baka kaldık…

😛

Öğleden sonra saatleri… Rehavet çökmüş biraz. Stajyer,  koltuğunda kaykıldıkça kaykılmış. Neredeyse yatar pozisyona kadar gelmiş.

  • Dedim ya… Bazı mesajları dolaylı vermek isterim.

Yanına gittim. Tepesinde durdum ve…

Çay, kahve falan ister misin?” diye sordum.

– Teşekkür ederim Uğur bey, az önce içtim.” dedi…

Duruşunu değiştirmeden…

Hiç bir şey söylemeden yerime döndüm… Ömer Seyfettin‘in “Nadan” isimli öyküsünü hatırladım. Bir kez daha…

😛