"tutarlılık" etiketli yazılar:

28 Ağustos 2012 Salı

Uzmanlık / içselleştirme

Uzmanlığın bilinçli bir çaba ile kazanıldığını yazmıştım. Bu bilinçli çaba, düşünce yapısına ve davranışlara etki eder. Olan biteni uzmanlığı çerçevesinde görmesini ve yorumlamasını sağlar. Kavramsal konularda derinleştikçe, bilgisi yeterli olmayanların bulamadığı ilişkileri çözer.  Giderek daha fazla kaynaktan beslenir. Dolayısıyla bilgi birikimi daha hızlı derinleşir. Fark açılır.

  • Bazen meslek körlüğüne de neden olabilir. Tek aracı çekiç olanın herşeyi çivi zannetmesini sağlayabilir.

Osman Ata Ataç hocamın dediği gibi 15 yıllık tecrübe ile 1 yıllık tecrübenin 15 kere tekrarlanmasını karıştırmamak gerekir“.  Aradaki farkı yaratan şey alışkanlık değil, bilinçli çaba ile içselleştirmedir.

😉

Kimisi bir konuda sürekli konuşur. Davranışlarına bakarım. Söylemini içselleştiremeyenin güncel / popüler rüzgarlara kapıldığını düşünürüm. Ne kadar konuşursa konuşsun, davranışları ile söyledikleri tutarlı değilse uzman olduğuna inanmam. Muhtemelen yarın, bir başka popüler konunun uzmanı gibi konuşacaktır.

“20 yıldır hizmet sektöründeyim” diyen adam daha lokantaya girerken garsonu azarlıyorsa, anlarım ki henüz hizmet sektörü dinamiklerini öğrenememiştir.

😛

 

Meraklısına: Uzmanlık konusu bu blogda çok kez yer aldı:

 

19 Haziran 2012 Salı

Tutarlılık / samimiyet / liderlik

Sayın Tayfun Bayazıt gelişmiş ülkelerin Meksika – Los Cabos’taki toplantısından bir izlenimini  Facebook’ta yazdı. İzniyle paylaşıyorum. 

.

Los Cabos’tan bir B20 hikayesi…

Dünya Bankası, IMF ve OECD Başkanları sahneyi aldılar ve kendi kurumları perspektifinden krizden çıkış için ülkü ve inanç birliğinin gerekliliğine dem vurdular. Buraya kadar güzel.

Soru cevap kısmına geçildi. İlk soru bence on puanlıktı ve gelişmiş ülkelerin özelikle Avrupa tarım subvansiyonlarının yeni bütçe politikalarında yeri olup olmadığı ile ilgiliydi. Üç başkan da soruya doğrudan cevap vermeyip lafı araştırmalarında gelişmekte olan ülkelerin fosilli yakıtlara verdikleri teşviklerin asıl sorun olduğuna bunun sosyal, çevre ve eşitlik açılarından irdelenmesi gerektiğine getirip hazeruna öğüt verdiler. Hadi bu da güzel gerçi bu laf bize değil tabii ama tamam diyelim.

Sonra ne oldu? Toplantı bitti, herkes gibi ben de çıkışa yöneldiğimde gördüm ki üç başkan da otelden çıkıp üç ayrı 5lt motorlu dev benzinli dörtçekerlere binip muhtemelen beraber olacakları diğer toplantı merkezine hareket ettiler. Hani verdiğiniz dersler? Hani samimiyet?

Üstelik bu B20 toplantısı için Nissan onlarca elektrikli araba tahsis etmiş. Bu çok ünlü şahsiyetler kendilerine ayrılmış çevre canavarlarına binerken yan tarafta elektrikli, sıfır emisyon arabalardan 10 tanesi boşta bekliyordu.

Samimiyet olmaksızın liderlik olur mu, liderlik olmadan krize çözüm olur mu?

 

17 Mayıs 2011 Salı

Değişime direniş

Bu sabah yayınladığım Komuta tekliği yazısına 2 değerli yorum geldi.

  1. Sevgili arkadaşım Canan Onat, elemanların birden çok kişiye bağlı olmaya karşı koyuşunu yazdı.
  2. Friendfeed’e yorum yapan Berk Ülsoy ise (blogdaki yorumlara aynen aktardığım) satırlarında amirlerin davranışlarını sorguladı.

Her iki taraf (üstler ve astlar) da bu zorunlu değişime uyum sağlayamıyor.

Berk Ülsoy durum tespiti ile yetinmeyip “bu yönetim şeklinin kırılganlığı” konusunda düşüncelerimi ve “sağduyulu ve işbirlikci olmayan insanlar söz konusu ise, böyle bir yapıyı ayakta tutmanın zorluğunu; bunları ortadan kaldırmak için neler yapılabileceğini” diye soruyor.

😮

Güzel ve zor bir soru. İnsan komplekslerini yenebilecek bir sihirli değnek bilmiyorum. Hele ki eski öğretilerin rahatlığına sığınmışlarsa, yeni uygulamayı anlamak istemeyeceklerdir.

Teknolojik gelişime karşı koymak isteyenler de var. Kısa süre, kendi çevrelerinde bazılarının hayatını zehir ederek – kendilerince –  başarılı da olduklarını sanabilirler. Sonuçta, gelişme galip gelir.

Aynı şekilde, bu organizasyonel oluşuma da karşı koymak imkansız. İstemesek de hemen her şirkete giriyor. Biraz büyüyen her şirket zorunlu olarak bu yönteme geçiyor. Teknoloji de, piyasa da yeni yapıyı zorunlu kılıyor.

😉

Size iki örnek kişi anlatayım.

İkisi de bankada Genel Müdür Yardımcısı idi.

Biri yukarıda anlatılan amirin tipik örneği. Ona bağlı bir direktör’e “Yanlış yapıyorsun, üstelik doğrusunu da biliyorsun” dediğimde, “Şirketin çıkarları değil, benim maaşıma karar veren adamın söyledikleri önemli” demişti.

Diğeri, şirket için iyi olanı yapmaya çalıştı.

😉

İlki, astlarının tüm iyi fikirlerine “Ben söyledim, ben yaptım” diye sahip çıktı. Astlarına hiç pay vermedi, öne çıkarmadı. Hatta ezmeye çalıştı. Durum kötüye dönünce “Ben yapmadım. Onun suçu” deyiverdi. İyileri yanından kaçırdı. Kendisi ile aynı kalitede kişilerle çalıştı.

Diğeri doğru bulduğu fikirleri destekledi. Fikir sahiplerini yüreklendirdi.

😉

İlki şimdi de Genel Müdür Yardımcısı. Bir devirler onun yanında çalışanların bir kısmı aynı unvanda, bazıları daha yukarıda.

Diğeri ise büyük bankalardan birinde Genel Müdür.

😉

İlki sürekli olarak diğeri aleyhine konuşuyor. Oysa diğerinin konuşma konusu bile değil artık. Hiç bahsi geçmiyor.

Sonuçta, daha yukarıdaki karar vericiler bu ayrıntıları kaçırmıyor. Şirket yönetimi söz konusu olunca, süreklilik ve tutarlılık unsurları daha öne çıkıyor. Değerli elemanların kaybından kimse hoşlanmıyor.

😉

“İyi dedin ama, o da yıllardan beri banka Genel Müdür Yardımcısı olarak küfeyle para kazanıyor” derseniz, bir sözüm yok. Sadece gelecekte onların Genel Müdür Yardımcısı olamadan, daha erken yok olacaklarını umuyorum.

😛