"uygulama" etiketli yazılar:

23 Aralık 2019 Pazartesi

Danışmanlık #.0

Başlık Danışmanlık #.0 anlaşılmaz gelebilir. Her şeye “iki nokta sıfır” veya “üç nokta sıfır” veya “dört, beş nokta sıfır” deniyor ya! Ben sırayı kaçırmış olmayayım diye # rakam işareti koydum. Bu yazı, danışmanlık kurumlarının yakın geçmişe kadar çalışma yöntemiyle ilgili.

🙂

Ocak 1999’da  Demirbank’ta işe başladım. Masamın yanında kilitli bir dolap vardı. Sordum. Ünlü danışmanlık şirketine aitmiş. Bankada çalışma yapmışlar. Bu dolabı onlar kullanıyormuş.

Dolabı boşaltın, evraklarınızı alın” diye haber gönderdim. Gelen giden olmadı. Mesaj üstüne mesaj ilettim ama 2 ay boyunca ne yanıt geldi, ne dolabı boşalttılar. Sonunda, “Bu hafta sonuna kadar boşaltılmazsa, kilidi açıp içindekileri boşaltacağım” dedim. Yine yanıtsız kaldım. Sonra dediğimi yaptım.

Dolapta, danışmanlık kurumunun çeşitli yönetim kademelerine verdiği sunum dosyalarından fazla kopyalar vardı. Bunları okumak için kenara ayırdım. Ne var ki, asıl ilginç olanı… belge taslakları da dolaptaydı.

Polonya’daki bir başka bankaya ait rapordaki  POLONYA yazısının üstü elle çizilmiş, TÜRKİYE yazılmış;  yanına “SADECE BİR ÖRNEKTİR” diye el yazısıyla not düşülmüş… Yüzlerce benzer örnek sayfa çıktı. Ayrıca, danışmanlık kurumunun on-line kütüphanesinden indirilmiş ve kağıda basılmış onlarca danışmanlık raporu. Bu raporların kenarına “Burayı kullanabiliriz” tarzında notlar düşülmüş.

Meşhur danışmanlık kurumlarıyla birkaç kez çalıştım. Önemli bir konuyu sorduğumda, hiçbir zaman anında yanıt almadığımı ama ertesi gün yoğun bilgiyle geldiklerini görmüşümdür. Yeni gelen bilgi konusunda sorunca, tekrar “çalışıp gelelim” deyip, ertesi gün bülbül gibi şakırlardı.

Dolabın içindekileri görünce, bu gecikmiş idrakin nedenini anladım. Benim yanımdan uzaklaşınca kurumuna mesaj gönderip soruyor veya kilit kelimelerden sorgulama yapıyor. Gelen yazıları ve sunumları inceliyor. Bize anlatıyor. Birikim olmadığı için, yeni soruya yanıt veremeyip onu da araştırıyor ve sonraki gün yanıtlıyor.

  • Buna “malumat ürünü” (information product) deniyor. Bir şekilde oluşursa, rafa koyup bekliyorlar.  Benzeri istenirse, uyarlayıp ortaya çıkarıyorlar. Böylece hiç tecrübesi olmayan çömezler bile, karşınızda iddialı konuşacak seviyeye ulaşıyor.

Danışmanlık kurumlarının doğruyu değil, hak ediş belgesini imzalayanın istediğini yazdıklarını defalarca görmüşümdür.

😉

Güzel olan… bu danışmanlık yöntemi artık işe yaramıyor.  Artık danışmanlar  da uygulamaya katılmak zorundalar.

Bunca yıl sonra bu yazıyı neden yazdım. Devamı yarın.

😀

28 Şubat 2019 Perşembe

App ≠ Dijital Dönüşüm

Az önce, müşteri deneyimi konulu bir yayında şunu gördüm:

Yazıyı okudum…Neymiş?

Türkiye’nin dijital havayolu” … kahkaha ile gülecektim. Devam ediyor “teknolojiyi en üst seviyede kullanarak misafir deneyiminde fark yaratma hedefiyle“… hikayenin sonunda bir uygulama geliştirmişler ve “seyahatleri boyunca bilgilendirerek yönlendirebilmek” işini yapmışlar.

Defalarca yazdığım “Size bir app yapalım“dan fazlası değil. Bilmeyenler için yazayım: app ≠ dijital dönüşüm.

😛

Benim en kötü havayolu deneyimlerimin büyük çoğunluğunda Pegasus vardır.

Az sonra binmeyi beklediğimiz uçak körüğe yanaştı. Sonra “uçağın arızalı olduğu ve bakım yapıldığına” dair anons yapıldı. Zaten pencereden görüyorduk. Kanadın altına girenin çıkanın haddi hesabı yoktu. Başka bir uçağa aktarılacağımızı söylediler. Bekledik. Uzun bir zaman sonra, aynı uçağa almak istediler. Yolcuların bir kısmı itiraz etti.

Pegasus görevlisi son derece kaba, hatta tehdit eder gibi şekilde konuştu. Önce “Ya bu uçakla gidersiniz, ya da biletiniz yanar” dedi. Sonra “Bir sonraki uçakta sadece 3 yer var” dedi. Kendisine “Başka uçakla gideceksiniz demiştiniz” diyenleri azarladı.

Zaten saat gece yarısını geçmişti. Bazıları uçağa söylene söylene bindiler, bazıları evlerine döndüler. Biz ertesi sabahın ilk uçağını tercih ettik. Bileti yenilerken sordum. Uçak yarıya yakın boştu. Ertesi sabah uçarken de uçak epey boştu.

🙁

Bir öğrenci etkinliğine gidecektim. Havaalanına oldukça erken gittim. Launge’da tam kalkış bilgilerini veren ekranın önüne oturdum. “Salona gidiniz” hiç yazmadı. “Pegasus yine gecikti” diye düşündüm doğal olarak.

Sonra, birden “Kapılar kapandı” yazdı. Benim dışımda bir yolcu daha vardı. Hemen koştuk. Panoda “uçağa yolcu alındığını hiç yazmadığını” söyledik. Umursamaz tavırla “Boarding kartınızda yazıyor. Uçuş saatinden yarım saat önce buraya gelip bekleyecektiniz” dedi.

Öğrenci klubüne verdiğim sözü yerine getirmek için elimden geleni yaptım. Başka bir havayoluyla bir saat gecikmeli olarak gittim.

🙁

Havaalanındaki self-servis kioskları bile ancak yardımla kullanıldığı için, bir alay kişi var başında ama… Şurada yazdım. Kültür yok.

🙁

Pegasus’tan sadakat kartım vardı. Numarasını unuttum. Rezervasyon yaparken TCKN verdiğimiz için, benden iyi bilmeleri gerekir. Bir kez daha puan toplayamadım.

🙁

Defalarca gecikmeleri filan saymıyorum. Çalışanların medeni olmayan tavırları varken, sadakat kartımın numarasını unutmamı sanki fırsat gibi değerlendirirken… “teknolojiyi üst seviyede” filan falan…

Bence böyle dağıtılan ödüllerin değeri giderek azalıyor.

.

01 Eylül 2013 Pazar

Uygulama ve Çözüm

Bazı dijital ajansların hemen herkese “Mutlaka mobil uygulama yapmalısınız. 24 saat müşterinin cebinde olursunuz” demeleri konusundaki yazıya Facebook’ta yorum yapan Cem Batu ile biraz tartıştık.

  • Cem Batu @creatweety, kişiliğini sevdiğim ve işlerine saygı duyduğum pazarlama insanlardan biridir.

Bazı ajansların para kazanacağı halde müşterisine “bunu yapmayın” dediğini, ama müşterinin ısrar ettiğini yazdı.

  • CEO (veya patron) egolarını bilmez miyim? Yazdım da [1] , [2] , [3]

Cem Batu, müşterinin ne istediğini bilmesi gerektiğini de
Ajans bu örnekteki gibi bi’şey söylediğinde, müşteri lafı gediğine oturtmalıdır ki ajans da öğrensin. Burada ‘bilgi’ ajansın sorumluluğundan daha çok müşteri tarafında olmalıdır, yaratıcı çözüm sorumluluğu ise ajans tarafında.
diye vurguladı.

  • Kesinlikle katılıyorum. Neye ihtiyacı olduğunu bilmeyen müşteri ya ajansın her dediğini yapar, ya da işine yarayan önerilere karşı çıkar.

Bu tartışma sayesinde hassas kelimeleri bulduk: ÇÖZÜM ve UYGULAMA

Çözüm kelimesine farklı nedenlerden ötürü takmışımdır. Kendimi çözüm odaklı olarak tanımlarım. Ama yazılım şirketlerinin “çözüm ortağı” olmasını anlamam. Her soruna aynı – kotalarını doldurmak zorunda oldukları – yazılımları “çözüm” diye önermelerinden hoşlanmam. Onlara da defalarca iğne batırmışımdır [a] , [b] , [c] , [d] , [e] .

😛

Cem Batu ile tartışırken kavram beynimde daha belirginleşti.

Artık teknoloji olmadan pazarlama yapılamıyor. Yazılım şirketleri ile bazı dijital ajansların yaptıkları da tamamen aynı olmaya başlıyor. Ellerinde geliştirilmiş (veya kendilerinin geliştirdikleri) bir yazılım veya uygulama var. Bunu ne kadar çok müşteriye satarlarsa o kadar (müşteriye değilse bile kendilerine) verimli olacak. Yeniden geliştirme maliyeti olmayacak.

naber-2

Birçok ajans da, bir müşterisi için geliştirdiğini diğerine teklif ediyor. Bunun nedeni, çözüm dediklerinin gerçekte çözüm değil uygulama olması. Tıpkı “plastik kart” gibi. Bir kere yazılımı yaparsanız, herkese teklif edebilirsiniz. “Tek aleti elindeki çekiç olana, her sorun çivi gibi görünür” sözündeki gibi.

Oysa Cem Batu’nun da belirttiği gibi gerçek çözüm (dijital filan değil) mecra bağımsızdır.

😉

Müşterinin bütünleşik pazarlama bilmemesi iyi ajansları yıpratıyor; kötülerin işine yarıyor.

Tüm iyi ajanslara buradan sevgiler ve saygılar…

😀

Karikatür: Kamil Masaracı @kamilmasaraci