"Y kuşağı" etiketli yazılar:

21 Ekim 2015 Çarşamba

Y Kuşağını Anlamak

Bu siteyi okuyanlar, Y kuşağını anlamakta güçlük çektiğimi [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7] bilirler. (Bu aralarda, maalesef fikrimi pekiştiren birkaç örnek daha yaşadım.)

Yine de yıllardan beri Y kuşağı konusunda araştırmalar yapan ve eğitim veren Evrim Kuran‘ı her fırsatta dinlemeye ve Y kuşağını anlamaya çalışıyorum.

  • Evrim Kuran’ı dinleyince umutlanıyorum; çevredeki olayları ve bazı gençleri görünce hayal kırıklığı yaşıyorum. Böyle süregiden çelişkilerden anlam çıkarmaya çabalıyorum.

1 Ekim’de Gelecekhane‘de, 14 Ekim’de ise Harvard Business Review‘nın düzenlediği “Y Kuşağını Anlamak” isimli etkinlikte Evrim Kuran’ı yine dinledim. Sayfalarca not tuttum.

Bu notları ve kendi örneklerimi zamanla paylaşacağım. Bugün üzerinde durmak istediğim konu farklı. HBR’ın Eylül 2015 sayısında yayınlanan “Y Kuşağının İdeal İşveren Tercihi” araştırmasının sonuçları üzerine düşüncelerimi yazacağım.

  • Otuzdan fazla üniversiteden 34.465 öğrenciyle görüşülmüş. Ayrıca bu sene, mezun olup önceden “ideal işveren” diye tanımladığı yerde çalışan 7672 kişiyle de görüşme yapılmış. Araştırmanın detaylarını ve Evrim Kuran’ın içgörülerini HBR’ın Eylül 2015 sayısında okuyabilirsiniz.

Y-kusaği

 

Ben geçen sene ile bu senenin “öğrencilere göre ideal işverenler” listelerinin karşılaştırmasını UYARI olarak ele alıp inceledim.

Mühendislik / IT bölümlerinde ve Sosyal Bilimler’de okuyan öğrencilere göre geçen seneye göre en çok sıra kaybeden şirketler şunlar:

Y-kusaği-3

Notlar:

  • İdari Bilimler okuyan öğrencilerin listesi bu kadar net ayrışmamıştı.
  • Bu şirketlerin bunca sıra kaybetmelerine rağmen, halihazırda ilk 50 içinde yer aldığını unutmayalım.

Yukarıdaki tabloyu incelediğimde “biz teknoloji şirketiyiz” iddiasının Y kuşağını artık ikna etmediğini görüyorum. Evrim Kuran bu durumu HBR’da “Yüksek teknoloji yetmiyor. İnsani öğelerin dahil edildiği, insanı önemseyen, insanı merkeze koyan şirketler avantaj sağlıyor” diye yorumlamış.

Benim yorumum azıcık farklılaşıyor.

Bu şirketler, bilişim sektöründe olmalarına rağmen, bilişim dönemi davranışlarına pek ayak uyduramamışlar. Yakın dönemde şirketi tercih eden kitlenin ideal şirketi olmaktan uzaklaşmışlar. Oysa, en iyileri işe alma gücüne sahipler.

Y kuşağının çalışmak istemediği şirketlerin hizmetlerinden müşteri olarak da soğudukları kanaatindeyim. (Bunu Evrim Kuran’a sormalıyım.) Bu önyargım doğruysa, öğrenciler geleceği temsil ettikleri için uyarı daha fazla dikkkate alınmalı.

😉

Bu sefer olumlu dileklerle bitireyim: Şirketler bu uyarıyı dikkate alıp kendilerini düzenledikleri takdirde, yine cazip olacaklardır.

🙂

09 Ekim 2011 Pazar

Dinlediklerim – Tamara Erickson

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bağlı olduğu Laureate Uluslararası Üniversiteler Ağı (Laureate International Universities Network)  Çarşamba ve Perşembe günü yapılan World Business Forum’u naklen yayınladı.

Perşembe gün programı şöyleydi:

Günün ikinci konuşmacısı Tamara Erickson’un konusu “Farklı Nesillerin Olduğu Ekipler” idi.

Tamara (Tammy) Erickson, bir neslin düşünce ve ulus, din, ırkçılık, siyaset, vb. konularındaki bakış açısını 11-14 yaş arasındaki olayların şekillendirdiğini söyledi. Şu anda iş hayatında bulunan 5 nesil:

  • Gelenekçiler
  • Bebek üreticileri (baby boomers)
  • X nesli
  • Y nesli
  • Yeniden gelenler (Re-generation) [Bu nesle Türkçe isim verildiyse değiştireceğim.]

için 11-14 yaşında onları etkileyen olayları ve onların nasıl düşündüklerini, davrandıklarını anlattı. Yoğun konuşma içinde not alabildiğim kadarıyla…

😉

Gelenekçiler, 11-14 yaşları arasında 2’inci Dünya Savaşı sonunu gördüler.

  • Savaş malzemesi üreten firmalar, tüketim ürünleri üretmeye başlamış (geçiş, değişim)
  • Kutlama zamanı (ekonominin yeniden doğuşu)
  • Birlik zamanı
  • Taşraya çıkış zamanı (ikinci ev, turizm, vb…)

11 yaşındakinin gözüyle düşünün, bir parçası olmak istediğiniz muhteşem bir dünya. Bu nedenle onlar,

  • katılımcılar
  • kurumlara sadıklar
  • kuralları ve hiyerarşiyi kabul ediyorlar
  • para önemli
  • başarı ve başarısızlık ölçülüyor

🙂

Bebek üreticileri (1948 – 1960), 11-14 yaş arasında

  • Küba krizi
  • Vietnam
  • İdealis Kennedy
  • Kadın hareketleri
  • Çelişkiler, protestolar,
  • Hiyerarşiyi “olduğu gibi” kabul etmeme
  • Dünyayı değiştirme çabası
  • Kaynak sıkıntısı
  • Küçük sınıflar (sınıfta yeterli yer olmadığından sabahçı / öğlenci diye çift tedrisat yapılması)
  • Yeterli iş yok (müzik durunca bir sandalyeyi kapmamışsan dışarıda kalıyorsun)
  • Biri kazanırsa diğeri kaybeder (zero-sum game) ortamı

ile yaşadılar. Bu nedenle

  • rekabetçi
  • çalışkan,
  • idealist,
  • hızlı hareket eden,
  • çocukları başarılı olsun diye herşeyi yapmaya hazır.

🙂

X nesli‘nin 11 – 14 yaşında Dünya şöyleymiş.

  • Sorunlu ekonomi
  • Artan boşanma oranları
  • Anne’nin çalışma zorunluğu (evine kendi anahtarıyla giren çocuklar)
  • Artan işsizlik (anne-babasının eve gelip “iş olursa b-haber vereceklermiş” dediğine şahit olan çocuklar)

Araştırmalarda “uzay mekiğini” o dönemin önemli olayı olarak vurgulamışlar.

Bu nedenle

  • kurumlara güvenmeyen,
  • arkadaş gruplarına güvenen,
  • 3 – 4 kariyer seçeneğini korumaya çalışan
  • 3 – 4 ayrı yerden para kazanma yolunu gözleyen
  • çeşitli fırsatlara aynı zamanda iştahı olan
  • karar veremeyen

bir nesil. Tamara Erickson’un X nesli bakış açısı için daha ayrıntılı bilgi şurada, şu videodan da “lider olarak X nesli” izlenebilir.

🙂

Y nesli ise 11-14 yaşında:

  • Terör
  • Okulda vahşet
  • Sonu belirsiz teknoloji
  • Rasgele dünya
  • Onları taparcasına seven anne-babalar

ile yaşamış.  Bu nedenle:

  • Ben kendi yaşamımı yaşarım, yarın ne olacağı belli değil.
  • Belirsiz bir dünyada uzun vadeli plana ne gerek var.

diye düşünüyorlar.

Tamara Erickson’un verdiği güzel örnek şu idi:

Bebek üreticileri bir buluşma yapacaklarsa bir ay önceden anlaşır. Nereye gidileceği, -bayanlar için – ne giyileceği önceden belirlenir. Herkes daha sonraki planlarını ona göre yapmaya çalışır. Y Nesli ise o an karar verir. “Neredesin?” Koordinantlar paylaşılır. Bu neslin olgusu “planlama değil koordinasyon

Tamara Erickson, “Bazı şirketlerin iş süreçlerini buna göre değiştirmeleri faydalı olabilir” diyor.

Bu nesil, bebek üreticilerinin ve X neslinin işlerini istemiyor. Onlara çok ilgi duymuyor. Ve bu nesil, anne-babalarını çok seviyor.

Tamara Erickson’un bu nesil konusundaki görüşlerini söylediği videoyu şuradan izleyebilirsiniz.

🙂

Re-generation (güzel bir Türkçe deyim bulursanız, onu kullanalım) zaten11-14 yaşlarını çok geçmiş değiller. Ağır global kizler sayesinde

  • Resesyon – durgunluk
  • Kaynakların kısıtlanması
  • Sınırlamalar, zorluklar, engeller
  • Yenilenen kurumlar

ile yaşıyorlar. Henüz iş hayatında olmadıklarından baskın özelliklerinden söz edemiyoruz.

🙂

Bir nesilden diğerine bıçakla kesilir gibi geçiş olmadığını unutmayalım. Burada baskın özelliklerden söz ediliyor.

Bu farklı nesillerden oluşan ekiplerde, yukarıdaki noktalara dikkat etmeyi öğütledi. Konuşmanın ABD’de yapıldığını, dolayısıyla belirtilenlerin çok anglo-sakson olduğunu unutmayalım. Kendi sitesinde diğer bazı ülkelerdeki çeşitli nesilleri de anlatmış.

İlgisiz not: Tamara Erickson şu anda videolardan 30 – 40 kilo eksik. Demek ki sağlam iradeli bir kişi

😉

Bana gelince, Y Nesli ile yaptığım çalışmalar ve çeşitli temaslar konusunda edindiğim izlenimleri

yazılarında belirttim. Açıkçası, Y nesli konusunda Tamara Erickson kadar iyimser olduğumu söyleyemem.

🙁

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Ne olacak bu Y kuşağı?…

Kendini doğruluyan kehanet yazısına Arda’nın yorumu, bazı anıları hatırlattı.

😛

O sırada her kişi, 7 – 8 projeden sorumlu. Sorumlu derken, ucundan tutmuyor, iki elleriyle ve var güçleriyle kavramış durumdalar. Bunlardan bazıları da çok milyon dolarlık projeler.

Bazı hatalar oldu.

  • Yeni yaptırdığımız kartlarımızın arkasına yanlış web-site adresi yazdırmışız.
  • Faiz değişikliğini müşterilere duyurmuşuz, ama kart ekstrelerinin arkasını değiştirmeyi atlamışız.

Olay patladı.

Bu arkadaşlar bize gelip, “ama… lakin… fakat… oysa…” demedi. Y kuşağı gibi, “zaten 7 – 8 projeye bakıyorum, biliyorsunuz… yoğunum… iş yükü… daha gencim… tecrübesizim… ” Emin olun, bunların hiçbiri söylenmedi.

Başarı primlerini yeni vermiştik. Sorumlu ürün yöneticimiz “Başarı primini iade edeyim. Ayrıca kovulma durumunda tazminat da ödememeniz için isterseniz ben istifa edeyim” dedi. Yaptığı hatanın bedelinin farkındaydı.

  • Perakende bankacılıkta kar marjları %1 civarındadır. 50 bin dolarlık zarar yaratmışsanız, yaklaşık 5 milyon dolarlık cironun getirdiği tüm karı süpürmüşsünüzdür. Dolayısıyla patronunuzdan, 5 milyon dolarlık fırça yersiniz.

Arda’nın dediği gibi “kartal yuvasına” çıktık. Fırçamızı yedik.  (5 milyon dolarlık fırçayı ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.) “Kimleri kovacağız?” diye soruldu. Ekipten kelle vermedik.

Hatalarından ders alan, değil aynı uzağından benzer hataları bile bir kez daha yapmayan ekiplerimiz bize büyük gururlar yaşattı. Hayatım roman yazısında bunların bir kısmı var.

Ne mutlu bize ki, onlar gibi iş arkadaşlarımız oldu. Arkamızı kollamak zorunda değildik. “Ver – unut” yılları yaşadık. Arda, Armağan, Berna, Gaye, Pınar, Sedef, Özgür… ilk anda sayabildiklerim.

😀

Şimdi ise… Y kuşağı var ya… Bahanelerine öylesine inanıyor ki, yanlışlarından hiç ders almıyor. Olaydan sıyrılıyor. Sanki başkasının suçu gibi de hayretle bakıyor.

Sahi, ne olacak bunların hali?..

😛