"yemek" etiketli yazılar:

13 Eylül 2014 Cumartesi

Selo

Başlığı görünce malum GSM operatörünün reklam karakteri zannettiyseniz yanıldınız. Selo-Can

Gerçek Selo’dan bahsediyorum. Yanda benimle resmi var.

Candan bir kişi Selo. Şivesinden kökenleri rahatça anlaşılıyor.

“Başıma ilk defa geldi. Telefondan aradılar. “Laz Selo’yla mı görüşüyorum?” dediler” diye kendisiyle barışık şeklde anlatıyor.

Bodrum – Gümüşlük’te dostlarla balık ve meze yemek için gittiğimiz yerin ortaklarından biri.

Önceleri lokantalara balık veriyorlarmış. Perakende olarak da satıyorlar. (Zaten girişte BALIKHANE levhasını görürsünüz.) Sonra kendileri de pişirmeye başlamışlar. Toptan ve perakende işleri devam ediyor.

Mekanlarına BALIK PİŞİRME EVİ adını koymuşlar.

Ahtapot tavaya bayıldık. Yağın içindeki sarımsak ve kırmızı biberi anladık ama başka bir şey daha vardı. Sorduk.

“Kendin evde yapacan… Eeee, biz nasıl para kazanıcaz?” diye yanıtladı. Söz verdik tekrar geleceğimize, yanıtını öğrendik.

🙂

Selo-Can-2Balık tam kıvamında pişirilmişti. Teşekkür ettik. “Vallahi mütevazi olamaycem artık!” diyerek bu konudaki iddiasını vurguladı.

O civarda bulunduğumuz hafta boyunca 3 kere gittik. (Benim farklı yemek mekânlarını merak etme özelliğim pek yok. Bir yeri beğendiysem, kısa tatilde ağız tadı kaçma ihtimalini göze almam.)

Fiyatlar makul. Yanında Selo’nun keyifli esprileri de var.

😉

Yukarıdaki resimde net görünmüyor. Üstüne tıklayıp büyütemiyorsanız, telefonlar:

0 252 394 41 53
0 532 678 46 20
0 533 368 32 35

Gümüşlük’ün en güzel ayları Eylül – Ekim deyip oralara gidecekseniz, aklınızda bulunsun. Ha, bir de… Üst katta oturacaksanız, hırkanız yanınızda olsun.

😀

22 Haziran 2011 Çarşamba

Taş yerinde mi ağırdır?

Bozcaada‘da güneş batışına keyifle eşlik etmek istedim.

Beyaz peynir, kavun ve duble… Salataya biraz daha zeytinyağı koydurup ekmek de banacaktım. Garsona “zeytinyağı getirmesini” söyledim. O salatayı masadan alıp içeride koymayı önerdi. “Yağı masaya getir, ben istediğim kadar koyayım” dedim. “Küçük şişede değil, tenekede…” dedi. Mecburen razı geldim.

Ağzına kadar ayçiçek yağı ile dolmuş bir salata geldi masaya…

🙁

Daha önce anlamalıydım aslında. Gözleme istediğimde, “Mevsimi geçti” diyen garsonu duyar duymaz kaçmalıydım. “Unun, suyun, hamurun ve peynirin mevsimi mi varmış?” diye sormak yerine…

😉

Karadeniz seyahatine çıktım. Bir lokantada “Karadeniz Pidesi ve Kebap” vardı. Gitmişken yerinde tadına bakmayı düşündüm. Kapalı pide istedim.

Pidenin içine Urfa kebabını içine koymuşlar, üstüne de kaşar peyniri serip üstünü kapamışlar.

4 günlük yolculuk boyunca, Karadeniz pidesi yapan (“satan” demiyorum, “yapan” diyorum)  bir yer bile bulamadık.

🙁

Niye mi yazdım? Sadi Tekin friendfeed’de “meshur izmir lokmasini izmir’de yemek isterim ben misal, bozcaada’da degil. burda adaya ozgu bisiler isterim” diye yazmış.

Yöresel tatlarını koruyan mı varmış.

Demem o ki, “Fena şaşırırsın Sadi. Herşeyin en iyisi İstanbul’da… Maalesef.”

🙁

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kapıya yakın oturmak

Geçenlerde yazmıştım. Bazı genç arkadaşlar, internet sitesi fikirlerini benimle paylaşıyorlar.

Bir kısmı daha asıl fikri oluşturmadan exit stratejisi tartışıyor.

🙁

Onları neye benzetiyorum, biliyor musunuz?

Hesabı ödemeden kaçabilmek için, lokantada kapıya yakın oturanlara…

Yemeği şöyle ağız tadıyla yiyemezler… Çoğunlukla da hesabı ödemek zorunda kalırlar. Onlar bu işi belki ilk kez yapıyordur. Lokantacı ise onlarcasını görmüştür.

😉

Sizinle aynı masada oturanlar da bu numaraları yemez. Davranışlarınız kendini ele verir. Hesabı onlara yıkamazsınız.

😛

Siz önce afiyetle tabağınızdakini bitirin. Sonra etrafınıza bakının…

😀