Hayal Kuracaksın
Bahanesiz düşünme eğitimi isimli yazıma yorum yapan bir genç arkadaşım “iyi ki zamanında beni “insan kendisini en iyi kandıran canlıdır” diye uyarmıştınız” yazdı. Bunun üzerine bir başka yorumcu “Artık kendini hiç kandırmıyor musun?” diye sordu.
Bu soruya ben yanıt vermek istedim.
Kendini kandıracaksın bazen
Kendini kandıracaksın zaman zaman… “Hiç umut yok” dediklerinde aklın onlara hak verse bile, içini yine umutla doldurmayı bileceksin. Hani Nazım Hikmet‘in cümleleriyle
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
….. güzel, rahat günlere inanıyordu
var ya… İşte onun gibi inanacaksın güzel ve rahat günlere…
Çocukların (senin çocukların veya dışarıda gördüğün, neşeyle birbirleriyle şakalaşarak okula giden çocukların) gelecekleriyle ilgili güzel hayallerin olacak. Onlar sayesinde bu güzel vatanın şahane günler göreceğine inanacaksın. Onlar için hayaller kuracaksın, sonra o hayallere inanıp onlar için bir şeyler yapmaya çalışacaksın.
Her gün
Güneş batarken elindeki kadeh varsa, selamlayıp yaşadığın gün için teşekkür ederek uğurlayacaksın. “Yarın yine gel… Tekrar görüşelim” diyeceksin. Sanki evrene kazık çakan senmişsin de güneş bir ziyaretçiymiş gibi keyifle göndereceksin, dağların arkasından giderek yok olan ışığı…
Sabah güneş doğarken ayaktaysan “Hoş geldin” diye karşılayacaksın, en muteber misafirini görmüşçesine… Önündeki günün her dakikasının programını yapmış bile olsan, güneşin sana güzel sürprizler yapmasını dileyeceksin. Yüzün gülümseyecek ve için mutlulukla dolacak.

Yaz sabahında, güneşi denizde karşılayan biri
Aşk olsun
Kandıracaksın kendini. Evet – hatta elbette – bilerek kandıracaksın kendini. Aşık olmak da – çoğu kez – kendini kandırmak değil midir? Âşık olacaksın, muhakkak.
Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi:
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
Hayallerine sığınacaksın
Sen kendini bilerek kandırsan da başkalarının seni kandırmasına izin vermeyeceksin. Kendini ne zaman ve nasıl kandırdığını iyi bileceksin. Hayatın bazı acımasız gerçeklerinin senin düşünce yapına zarar vermemesi için hayallere sığınsan da başkalarının bunu bilmesine gerek yok.
Umut ticareti yapanların kandırmasına izin vermeden, zor zamanlarda aklının sağlığı için bilerek (ama hiç istemediğin olumsuzlukta bir sonuca hazır bekleyerek) kendini kandıracaksın ama o kandırmanın peşinden gidip, seni kandırmalarına izin vermeyeceksin.
Bahanelere sığınmayacaksın
Bahanelere sığınmayacaksın, kendinle yüzleşmeyi bileceksin. Kendine herkesten daha fazla kızacaksın ve “şeytan doldurdu” ya da “basiretim bağlandı” değil “ne büyük salaklık yaptım” diyeceksin açık açık. En ağır küfürleri kendine edeceksin. “Keşke”leri hatalarından dersler çıkarmak için kullanacaksın. En ağır tembihleri de kendine yapacaksın. “Ben hiç keşke demedim” diyenlerin hatalarından ders alma meziyetleri olmadığını bilerek uzak duracaksın.
Yine de, aklın aksine söylese bile “belki ona bile bir şeyle öğretirim” diye elinden gelen çabayı harcayacaksın. Dedim ya, hiç istemediğin olumsuzlukta bir sonuca hazır bekleyerek güzel hayaller kuracaksın.
Elbette bazen, o kapıdan çıkıp gidersen çekebileceğin sıkıntıları iyi bileceksin. Yine de gelecek güzel günlere inanarak, ceketini alıp gidebileceksin.
Vaktinden önce kaybettiğin yakın arkadaşın sanki hemen yanı başında aynı masada oturuyormuş gibi içini dökeceksin. Onun ağzından kendine öğüt vereceksin belki… Yapmalısın bunu… Yap zaten.
Kendini bilerek kandır
Eğitimlerde veriye dayalı düşünme konusundan bahsederken, “Bazıları zaten kandırılmak istiyor. Özellikle üst düzey yöneticiler ve patronlar. İsterseniz, verileri farklı yorumlayarak onları kandırın ama lütfen kendinizi kandırmayın” diyorum ya…
Yukarıda yazdıklarım hariç…
😉
Etiketler: Ataol Behramoğlu, bahane, hayal, Nazım Hikmet, varsayım, veri anlamlandırma
Kategori: yaşamın içinden
1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
