29 Kasım 2009 Pazar

Doğada ekonomi

Doğadaki avcı hayvanlar (aslan, kaplan, çita, vb…), sadece sakat, yaşlı veya yavru hayvanları avlamaya çalışırlar. (En azından National Geographic veya History Channel gibi kanallarda izlemişsinizdir.)

Güçlerini en verimli şekilde kullanırlar; enerjilerini boşa harcamazlar…  İç verim oranını azamileştirmek diyebiliriz.

Doğada ekonomi esastır. Hayvanlar, enerji ve güçlerini en verimli şekilde kullanmaya çalışırlar.

Aslanların kendi aralarında “Bugün en zayıf ve sakat hayvanı değil de güçlü bir taneyi yakalıyalım. Şanımız yürüsün” dediğini düşünebiliyor musunuz.

(Selçuk Erdem veya Erdil Yaşaroğlu karikatürlerine çok yakışır.)

😛

Sadece insan “challenge” eder. “En hızlı silah çeken benim” diye anlamsız bir nedenle ölümü göze alır. Şanım yürüsün diye, dünyanın en yüksek tepesine çıkar; en derin çukuruna iner, kutbu yürüyerek geçer…

Diğer yandan, bu pisi pisine ölüme götüren duygu, insanın ilerlemesini de sağlamıştır.

Kendine, başkasına ve doğaya meydan okuma duygusu…

😀

Yine de akıl (verimlilik) göz ardı edilmemeli…

😀

Not: Çocukluğumda, ODTÜ İşletme’ye gitme hedefimi koymamı sağlayan “rol model”im; MBA derslerinde hocam olan Sayın Ege Cansen‘e saygı ve sevgilerimle…

Hürriyet’teki yazılarını mutlaka okumanızı öneririm. Ekonomi’yi herkesin anlayacağı gibi yazmak, herkesin değil ama Ege beyin becerisidir.

🙂

Etiketler: ,

Kategori: yaşamın içinden

“Doğada ekonomi” yazısına şu ana kadar 10 yorum yapılmış:

  1. Tek fark var: Ege Bey ekonomiyi kendi anladığı gibi yazıyor. Maalesef de iyi anladığını söyleyemem.

  2. Peki challenge etmenin insanoğlu için “karnını doyurmaktan” öte bir amaca hizmet ettiğini düşünmek gerekir mi? Yoksa sadece “içgüdüsel” bir davranış mıdır?

  3. EkoTurka,

    Ekonomistlerin reklamcılara en benzediği özellik, hemen hiçbirinin bir diğerini beğenmemesi olabilir mi?
    😉

  4. İlker,

    Sosyolog veya psikolog değilim. Ama şunu söyleyebilirim. Challenge etmenin karın doyurmak ile pek ilgisi olmamalı. En derin çukura dalmak, en yüksek zirveye çıkmak, en hızlı silah çekenle düello yapmak.. Karın doyurmak için daha az tehlikeli işler de olmalı… Değil mi? 🙂

  5. Altuğ Gürkaynak :
    1 Aralık 2009
    8:04 am

    “Challenge etmek” deyimini çok duyar oldum. “Meydan okumak” değil miydi? Yarısı İngilizce olunca bilişim ve iş dünyasında daha kabul edilip hemen benimseniyor tüm deyimler nedense. Çok üzülüyorum. Start vermek, Negotiate etmek, Hesitate olmak, Felân olmak, Depoyu fullemek… Günlük duyup alışamadığım ama “artık bunlar Türkçeleşti yaaww, rahat ol adamım” deniyor.. Siz ne dersiniz? Challenge mı edelim, meydan mı okuyalım veya nedir bu gidişatın sonu?

  6. Kesinlikle olmamalı 🙂 Challenge* etmek tatlı niyetine ise sonu hayırlı olabilir. O da istatistiksel gerçeklere bağlı tabi…

  7. Altuğ,
    Challenge maalesef türkçesi olmayan bir kavram. Everest’e meydan okumak, rüzgara meydan okumak… Hatta kendine meydan okumak… Zorlama ki… Nereye kadar.
    😉
    Meydan okuyan bir iş (challenging job.) İnsana sorarlar “neye meydan okuyor” Yanıt: “İş kendi kendine meydan okuyor” mu diyeceğiz.
    😉
    Check & Challenge kavramını da denetle ve “meydan oku” diye mi tercüme edeceğiz.
    😛
    Başkasının öyle söylemesine itiraz etmem. Ama bana öğretilen şudur. “Eh işte gibilerden anlaşılıyor olması yetmez. Tam istediğin gibi anlaşılmalı…”

  8. Uğur,
    Söylediğin doğru. Ama Ege bey’in yazılarında biraz ‘matematik’ olsaydı gam yemezdim…

  9. EkoTurka,
    Ege bey gazete köşesinde herkese seslenen yazılar yazıyor.
    Eğer senin “ekonomistlere özel” ekonomi dersi istediğini bilseydi… Muhtemelen yine o köşede yazmazdı (hedef kitle meselesi) ama mutlaka bir yol bulurdu.

  10. Babamın (o yıllardaki) genç patronu Ege Cansen ile tanışmış olmayı, en büyük şanslarımdan biri olarak değerlendiririm.

Yorum Yazın