Taksitli Kredi Kartları hakkında
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Yıllarca Batı’da yaşamış bir insanım. 10 yıl İngiltere’de yaşadım. Şu kredi kartına taksit meselesini bilmiyorum. Böyle bir şey yok. Herkes ayağını yorganına göre uzatsın” demiş.
Linkedin’de sayın Ceyhan Atasoy bana yönlendirip “bu işin mucidi olarak siz ne dersiniz?” diye sordu.
Sayın bakanın yukarıdaki cümleleri zaman zaman farklı kişiler tarafından dile getirilir. Çoğunlukla tartışmaları izlemekle yetinirim. Bazen de konuya dahil olurum. Bu sefer uzun bir yazı ile yorumlamak istedim.
Bu yazıyı Linkedin’de ve ugurozmen.com blogumda tutacağım. Benzer iddialar konuşulduğunda yorum olarak siz de web bağlantısını gönderebilirsiniz.
Önce İhtiyaç, Sonra Ürün
Taksitli kredi kartı işlemlerinin sona erdirilmesi sonucunda (sıkça değinilen) ticaretin yavaşlaması, enflasyon, tüketicinin maaş düşüklüğü, alım gücü, vb. konulara girmeden önce temel çıkış noktasını hatırlatmak istiyorum.
Önce ihtiyacın gerekçesini anlamaya çalışalım.
- Öyle ya… Ne oldu da birkaç sene içinde bütün bankaların kredi kartları taksitli işlemler yapmaya başladı. Bu bir ihtiyaç değil de ek özellik olsaydı, bu kadar yaygınlaşır mıydı?
- Markalar bu uygulamayı desteklemeseydi, bu kadar yaygınlaşır mıydı?
İlgililerin kendilerine sormaları gereken soruların yanıtını onlara bırakıp devam edelim. İlk bilmemiz gereken şey şu: Bu ülkede önceden de taksit vardı. Kredi kartıyla birlikte icat olmadı.
😉
Ben (ömrüm yettiği için çocukluğumda aklımda kalan anılara) 55-60 sene geriye gideceğim. Anadolu’nun birçok kasabasına (önce eşek arabasıyla, sonra motosikletten bozma triportör ile) gelip taksitle terlik satan kişiler vardı. O dönemde haftada veya 15 günde bir gelirler, yeni satışlar yaparlar, eski satışların ödemelerini defterden takip ederlerdi.
- Dikkat edin: “defterden takip ederlerdi” dedim. Senet filan da yoktu ama taksit vardı.
Taksitli kredi kartlarını çıkarmadan önce ciddi bir araştırma yapmıştım. Atalar grubunun Altın kartı 1970’lerde çıkmıştı. Yeni Karamürsel de yine yıllardan beri taksit yapıyordu.
Beyaz eşya, zaten uzun yıllardan beri taksitle satılıyordu.
1993’de Yapı Kredi Bankası Bireysel Bankacılığın 5. Yıl Dönümü etkinliği yapmıştı. O yıllarda taksitli kredi kartları yoktu. Zaten Visa ve MasterCard “Sakın ha… Kesinlikle taksit olmaz” diyorlardı.
Arçelik’in üst düzey yöneticisi Sayın Cengiz Solakoglu konuşmacılardan biriydi. Taksitli ödemeler konusunda söylediklerinin bir kısmı hâlâ aklımda: “İnsanlar o kadar güvenilirdi ki, bayilerimiz senet filan istemezler, sadece müşterinin adresini yazarlardı. Şöyle bir kayıt görmüştüm.
… köyünde Ayşe bacı,
Evinin önünde iğde ağacı.“
Sayın C. Solakoğlu’nun bu cümlesi bana şunu düşündürdü. “Bugün, (1993’de) müşterinin kredi ödeme becerisi hakkında en büyük bilgi, yerel bayilerde var. Banka olarak buna nasıl sahip olabiliriz.”
Önce Taksitkart‘ın, sonra daB2B – Doğrudan Borçlanma Sistemi‘nin DBS (benim fikrim ve projem olduğu pek bilinmez) ortaya çıkarılmasında bu düşünce yatıyordu. Belki bir ara, Doğrudan Borçlanma Sistemi’nin ilgili taraflara yararları ve hızlı yaygınlaşmasını da konuşuruz.
🙂
Taksitli Senetler
Sevgili Cemil Türün’ün sıkça vurguladığı bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. 30 – 60 – 90 gün vadeli senet, hatta vadeli çek gibi bir enstrümanın tamamen bu topraklarda icat edilmiş olduğunu unutmayalım. Yani, taksit zaten vardı ama güven duygusunun azalmasının doğal sonucu olarak kağıda dönüştü. Önce 30 – 60 – 90 günlük taksitli senetler, sonra da vadeli çekler icat edildi.
Bir anımı anlatayım:
Beni yakından tanıyanlar bilir. Kendi işime ait bütçeyi hazırlarken aşırı titizdim. Her varsayımın ağırlığını anlamaya çalışırdım, olasılıkları ölçmek isterdim. Sene başında “en ayrıntılı bütçeyi hazırlayan” ve sene sonunda “en yüksek oranda doğru tahmin eden” olmak isterdim. Bir cins saplantı.
Sene başında bütçeyi hazırlarken, önceki yıllardaki varsayımlarımı, gerçekleşenleri, sapma nedenlerini iyice incelerdim. İlk bulgularla kendimi kandırmayıp, “acaba” diye tekrar ve tekrar kurcalardım.
1990 senesi öncesinde Türkiye’de kredi kartı cirosunu aylar bazında tahmin etmeye çalışıyordum. O sene dini bayramlar, resmî tatillerle birleştiği için 2 kere (Nisan ve Temmuz aylarında) 9 günlük tatil olacaktı. Geçmiş yıllarda 3 günlük ve 4 günlük tatillerde kredi kartı cirolarının nasıl olduğunu inceledim. 4 günlük tatillerde daha fazla harcama oluyordu. Daha önce, 9 günlük tatil olduğu yıllarda kredi kartı yaygın olmadığı için, tek dayanağım bu veri idi. “Buna göre, 9 gün tatil olursa…” diye daha yüksek ciro olacağını varsaydım.
Çuvalladım. Sadece bizim değil, Türkiye’deki tüm bankaların kredi kartı cirosu kötü düştü. Üstelik bu düşüş, 2-3 ay devam etti. Elbette “neden böyle oldu” diye inceledim.
Bayram tatili 3-4 gün olduğunda, büyük çoğunluk tatil yerlerine gitmeyi tercih etmiyorlardı. Eşi-dostu, akrabaları ziyaret ediyorlar veya evlerinde ağırlıyorlardı. Giderken yanlarında ufak tefek bir şeyler, tatlılar, vb. götürüyorlar veya misafire ikramda bulunuyorlardı. Bayram 4 gün olursa, daha fazla ziyaret, daha fazla misafir… harcamalar artıyordu.
Tatil 9 gün olunca… Ziyaret veya misafirlik olmuyor, çoğunluk tatile çıkıyordu. O yıllarda kredi kartı limitleri (bakın, burası çok önemli ve çokomelli) 3-4 kişilik ailenin bir hafta tatile çıktığı zaman harcayabileceği paradan daha az idi.
Sonuçta müşterilerimiz kredi kartlarını kullanmadılar. Tur operatörleri üçte biri peşin, kalanı 2,5 – 3 aylık taksitler yaptılar. Bazılarının taksit senetleri şöyleydi. 20 Nisan peşin ödeme, ilk taksit 20 Mayıs, ikinci taksit 10 Haziran, üçüncü taksit 1 Temmuz. (2,5 ay dediğim bu 😉 )
Taksitlerin ödemesi bitene kadar kemerleri sıkıyorlar, diğer harcamalarını da azaltıyorlardı. Kredi kartı cirolarının düşüşe devam etme nedeni buydu.
Kısaca, kredi kartı kullanılmayınca taksitli senetler kullanılıyordu.
😮
1995 Sonrası
1970-80’lerde başlayan mağaza kartı uygulamaları, perakendeyi büyük hızla içine aldı. Firmalar kendi kartlarını çıkardılar. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, sadece istanbul’da 200’ün üzerinde markanın kendi sadakat kartı vardı. (İlk resim) Ancak o zaman “müşteri tekilliği, veri tabanı, müşterilerin davranışlarının izlenmesi, doğru zamanda doğru teklifin yapılması, vb…” gibi CRM kavramları akıllarında yoktu.
“Cüzdandaki poster” diye düşünüyorlardı. “Cüzdanı açınca o markayı göreceksiniz, aklınıza bizim dükkandan alışveriş gelecek…” gibi yüzeysel bir bakış açısı içinde kart vermeye başladılar.
- 2010’lu yıllarda, “Size bir mobil uygulama yapalım. Telefonunu eline aldığında…” diye başlayan konuşmalar aklınıza geldi mi 😛
Bazı markalar da “bizim markamız indirim yapmaz, taksit yapmaz” diye konumlanmıştı. “Markamız indirim yapmaz derken ÖZEL MÜŞTERİlere indirim; taksit yapmaz derken ÖZEL MÜŞTERİlere taksit yapacağız. Yani hem söylemi bozmayacağız, hem de ufaktan yarışa dahil olacağız” cümleleri söylendi, benim de bulunduğum görüşmelerde.
Sonuçta sadakat kartlarına taksit ve indirim özelliği eklendi. Sonra mağaza kartı şirketleri kuruldu. Bankalar markalara kart çıkardılar. Ortak markalı kartlar çıktı. Vb… (Daha önce yazdığım için burada kısaca değindim. Ayrıntılı bilgi isterseniz, şu yazıda.)

Ara Dönem
Taksitkart’ı çıkarma sürecinde kavramsal çerçeveyi oluştururken, kendi kendime “piyasayı inceledim, en iyisi bu” demedim. İstanbul, Ankara ve İzmir’de, kendi marka kartlarını çıkarmış 200’e yakın kurumla görüştüm. Onların ihtiyaçlarını anlamaya çalıştım. (Mağaza ve marka kartları konusundaki yazılarımın listesi, yazının sonunda)
Bazı marka kartları sadece puan toplamayı amaçlayan sadakat kartlarıydı. Ama çok büyük çoğunluğu, senetlerin getirdiği “kağıt-kürek” işlerle uğraşmak yerine, yazılım tarafına rahat aktarılacak bir araç olarak düşünüyorlardı. (O yıllarda dijitalleşme kavramı moda değildi.)
Yani, taksit yine vardı ve gelecekte de olacaktı. Kurum/marka açısından izleme kolaylığı ihtiyacını karşılıyordu.
2010 senesinde Yerel Zincirler Buluşuyor isimli Perakende Konferansı’nda oturum yöneticisiydim. (Artık bankacı kimliğim ortadan kalkmıştı.)
Benim yönettiğim oturuma katılanlardan, Kiğılı’nın CEO’su sayın Hilal Suerdem, bu kartların çok arttığı dönemi şöyle anlatmıştı: “O dönemde müşterinin finansmanını marka/kurumlar karşılıyordu. Bu durum, kriz döneminde şirketlere büyük hasarlar verdi. Bankalar taksit konusunu üstlenince rahat ettik.” (Oturum hakkında blog yazım şurada.)
Bankadayken biz de kurumlara “Kredi vermek ve tüketiciyi finanse etmek bizim işimiz. Siz pazarlama ve satışa odaklanın” diyorduk.
Taksitli kredi kartı yönteminin, sadece tüketiciler değil, ilgili tüm taraflar (tüketiciler, markalar ve bankalar) tarafından desteklendiğini, bu nedenle yaygınlaştığını unutmayalım.
Taksitli kredi kartları yaygınlaşmaya başladıktan sonraki (2000 sonrası) yıllarda, Dışbank‘ın İdeal kartını çıkardığımızda, Anadolu’nun önde gelen markalarını ziyaret etmiştim. Anadolu markalarının ezici çoğunluğu, büyük bankaların kendileriyle taksitli ödeme anlaşması yapmamasından şikayetçiydi. “Onlar elitler klubü. Bizi beğenmiyorlar” cümlesini defalarca duymuşumdur. “Onlar” sayesinde (rakip bankaların deyişiyle “kıçıkırık Dışbank” olarak) Anadolu’nun en bilinen kredi kartı bankalarından biri olmaya başlamıştık.
Kredi kartlarına taksit yapılması sayesinde, mağaza kartı çıkartabilecek teknolojik becerisi olmayan yerel markalar da, büyüklerle rekabet edebilmeye başladılar. Bu faydasını da göz ardı edemeyiz.
Bankaların taksitli işlemleri üstlenmesi sayesinde, kısa sürede mağaza kartlarının büyük bir kısmı ortadan kalktı. Sadece bazı mahalli zincirler, kendi kart uygulamalarını sürdürdüler.
İşlemlerin kredi kartıyla yapılması, nakit akışını izlenebilir kılması açısından kamu maliyesi için de faydalıdır. İnanmazsanız, mahalli markalardaki uygulamaları gözleyin.
Taksitli İşlemlerin Sınırları
Hangi işlemlerin taksitli yapılacağına dair bir sınırlama getirilmesi doğrudur. İlke olarak, bir ürün veya hizmetin ödeme (taksitlendirme) süresi tüketim süresinden uzun olmamalıdır.
Bu çerçeveden bakıldığında bir eve 20 yıllık konut kredisi (mortgage), bir arabaya 3-4 yıllık veya beyaz eşyaya 2 yıllık taksiti kredi verilmesi uygundur. Elbette miktara bağlı olsa da, tatil için 3 aydan fazla olmasını önermem. Gıda, konfeksiyon, vb. tüketim ürünlerinde hiç taksit yapılmayabilir. (Oysa 60 sene önce, terlik bile taksitle satılıyordu. Orası ayrı.)
🙂
Özetle
Bu ülkede taksitli işlemler kredi kartıyla başlamadı. Markalar, taksitli işlem yapmak için kendi finansal ve teknolojik alt-yapılarını zorluyorlardı. Kredi kartı olmadan çok önceleri de taksitli işlemler vardı.
Kredi kartları ortadan kalksa da, taksitli işlemler devam edecektir.
.
Meraklısına
Mağaza / marka kartları hakkında geniş bilgi almak isteyenlere daha önce paylaştığım yazılar:
- Hastane kartı
- Yeniden kartlanıyoruz
- Yeniden kartlanıyoruz 2 – Sadakat kartlarının tarihçesi
- Seyrek sorulan sorular – Sadakat kartlarının geleceği konusunda tartışma
- Kart ile sadakat olmaz
- Shop & Miles zorunluğu
- Sadakat projelerinde kartlar
Bazı öngörüler…
- PARO nasıl kurtulur
- PARO kurtuluyor mu
- PARO kurtuluyor (Maalesef bu öngörü yanlış çıktı
. Paro aslına döndü. )
Özellikle mağaza kartlarının artması konusunda endişelerimi ve varsayımlarımı da belirttim.
- Mağaza kartlarının dönüşü
- Sadakat projelerinde kartlar
- YZB 2010 – Sadakat Kartı oturumu – Konferans notları


1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
