"profesyonellik" etiketli yazılar:

22 Şubat 2025 Cumartesi

T dizisi

Sevgili Ercüment Büyükşener ile bir araya geldiğimizde hem ortamın keyfini çıkartır, hem de fikir alışverişinde bulunuruz. Böyle bir zamanda birlikte oluşturduğumuz T-dizisini tartışmaya açayım.

Çıkış noktamız oldukça ilginç: Gereksiz yere sorun çıkaran bir ortak tanıdığımızı konuşurken şunları geliştirdik. İşin ilginç tarafı, aslında “mutlaka T ile başlasın” diye düşünmeden başlamamızdı.

 

Tutku, Talim, Terbiye

Bir kişide, olması gerekenlerin TUTKU + TALİM + TERBİYE olması gerektiğini düşündük. Örneği spordan verme kolayına kaçacağım. Aradaki tartışmalarımızı kısa tutacağım.

Eğer yeteneği olan bir kişiyse, talim yapmadan veya az talimle bile kısmi başarı elde ediliyor. Adını vermek istemediğimiz bazı sporcularımız bunun örneği. Yetenekleri ile çıktıkları zirvede pek zaman geçiremeden kaybolup gidiyorlar. Eminim aklınıza birçok futbolcu gelmiştir. Kişisel yeteneği çok olmasına rağmen, yurt dışında hiç tutunamayan örnekleri sayabilirsiniz. Yetenek olsa da, talim olmayınca, bir yere kadar…

Talim yeteneği körüklüyor. 55 yıldan beri basketbol düşkünü biri olarak şunu gördüm. Her gün potaya 250+ şut atarsanız (talim), çembere basket atma oranınız epey yükselir.

TALİM önemli ama yetmez. En iyileri ortalama bir sporcudan ayıran özellik ise tutkudur. (“TUTKU, talimden önce mi, sonra mı gelmeli” diye çok tartıştık. Ercüment beni ikna etti. Ben yine de Çetin Yılmaz hocaya sormak isterim 😉 )

Sevgili Çetin Yılmaz’ın şu videosunda “o kadar çok emek veririm ki, sizin ekstreminiz benim standartım olur” dediği şey TALİM’in başına TUTKU’nun gelmesidir. Burada diğer örneğim eski basketbolcu Kobe Bryant. “Ben zaten çok yetenekliyim. Daha 19 yaşımda Lakers’da oynamaya başladım” demeden. Takımdaki herkes günde 2 antrenman yaparken 4 kere 2 saat çalışırmış. Tutkuyla…

Başta yukarıdaki resme tıklayınca göreceğiniz video olmak üzere, şuradaki tüm videolar Kobe Bryant’ın insan üstü antrenman temposunu anlatıyor.

    • Önemli Not: Bazıları 15 yıllık tecrübeli olduklarından bahsederler. Aslında çoğu, 15 yıllık tecrübe değil, bir yıllık tecrübeyi 15 kere tekrarlamışlardır. Tutku ve alışkanlık karıştırılmamalıdır.
    • Diğer Önemli Not: “Çok çalışın, sabah erkenden işe gidin ve geceye kadar…” demek istediğimi zannedenler olabilir. Tutku ile kariyer saplantısını ayırt etmek gerekir.

Bireysel spor yaparsanız, tutku + talim sizi idare edebilir ama TAKIM sporunda (ki sosyal hayat da, iş hayatı da takım düşüncesi ister) TERBİYE  gerekiyor. TERBİYE olmayınca  (o işin gerektirdiği birikim, anlayış vb.) oluşmuyor. Sayın Çetin Yılmaz’ın şu videosunun dakika 2.00 – 3.00 arası bahsettiğine (disiplinli, organize, sistemli, kendisine gösterilene uyan sporcu) TERBİYE diyoruz. Elbette sadece takım sporunda değil, bireysel sporlarda da rakiplere ve seyircilere terbiyeli davranmak gerekir.

 

Teşhis, Tasarım, Tedavi

Öyle tek başına birey olmaktan ötesini, girişimci ve/veya yönetici olmayı da konuştuk. Zaten bu sohbete, kendi işini kuran ortak tanıdığımızın gereksiz davranışını tartışarak başlamıştık.

Ercüment bir girişimci, ben de profesyonel yönetici olarak yıllar geçirmişim. Hep söylediğim “Teşhis girişimcinin işidir ama tedavi profesyonel birikim gerektirir” sözünü tekrarladım.

Yöneticilik yıllarımda sorunu, yeni pazarları, değişen müşteri ihtiyaçlarını iyi teşhis eden çok patron veya girişimci gördüm. Büyük çoğunluğunun uyguladıkları tedavi yanlış olduğu için ya şirketlerini büyütemediler ya da fikirlerinin hak ettiği ciroya ve organizasyona ulaşamadılar. (Sıkça tekrarlayan marka krizlerinde bunu düşünürüm.)

TEŞHİS ve TEDAVİ‘yi konuşurken Ercüment ikisinin arasına TASARIMı ekledi. Teşhisi yaptıktan sonra “tasarım düşüncesi” (design thinking) ile sorunun irdelenmesi, ilgili tarafların mutabık kalacağı çözümün bulunması, gerekirse test edilmesi…) tedavinin başarılı olmasını sağlıyor.

Hani çoğunlukla “Herkesin onlarca fikri var. Oysa fikir değil uygulama önemlidir” diyoruz ya… İşte tasarım ve tedavi bu nedenle teşhisten çok daha önemli oluyor.

Her konuda teşhisleri olan ama hiç tedaviye kalkışmayanlar için eski genel müdürlerimden biri şöyle demişti: “Bazıları, uygulanamaz bir çok fikre sahiptir. Kendilerini vizyoner sanır. Devamlı yepyeni fikirler saçar ortalığa… İnovasyon ile fikir ishalini karıştırmayalım.”

TEŞHİS – TASARIM – TEDAVİ konusunda yine Çetin Yılmaz’ın videosu.

Bu arada, ben kolay anlatmak için sporu örnek aldım ama bu T’ler herkes için geçerli.

 

Özeleştiri

Kavramlara düşkünlüğüm bilinir. Akılda kolay kalması için bazı kavramların aynı baş harfli kelimelere (proje yönetiminin 6 P’si, müşteri deneyiminin 7 C’si, vb…) indirgenmesini çok sorgularım. Kavramı yeterince ifade etmesini isterim.

Bu sefer (belki de kavram geliştirmede katkım olduğu için) bu 6 T’yi beğendim. Üstelik daha sonra, T-ile başlayan kelimelere daha fazla dikkat etmeye başladım. Bu 6 T’nin etrafını süsleyen ve/veya anlamı güçlendiren ne kadar çok T olduğunu fark ettim. Bir saplantı haline gelmemesini diliyorum.

Eş zamanlı olarak Linkedin’de yayımlandı.

 

26 Ocak 2025 Pazar

Mesleğini Anlamak

Çok derin önyargılarımın olduğu bir konu var. İnsanların işlerine ve unvanlarına uygun hareket etmesini bekliyorum.

Defalarca vurguladığım gibi, bir iş için para almak kişiyi profesyonel yapmaz.

Ücretli ≠ Profesyonel

Bir işte profesyonel olmak için birçok farklı özellik gerekiyor. Profesyonellik bir düşünce ve davranışlar kümesinin bütünüdür. Ücret ise bunlardan sadece biri.

Düşünce ve davranışlar kısmını örneklerle açıklayayım:

😮 Her alışverişte işlemin faturasını veya kasa fişini sormak gerekiyor. Burası hepimizin görevi. Muhasebe, Finansman veya Bütçe Kontrol departmanlarında çalışıyorsa ve başkasının parasını harcıyorsa, kasa fişini nakit parası gibi özenle cüzdanına koymalı. Avuçlayarak alıp, cebine buruşuk bir şekilde koyuyorsa… işinde çok başarılı olduğuna inanmam.

😮 Evime dolap montajı için gelen marangozun yanında su terazisi yoksa (yazısı şurada), mesleği konusunda zerre fikri olmadığını düşünürüm.

😮 Asansör daha çabuk gelsin diye, çağırma düğmesine birkaç kez basan çok kişi vardır. Eğer elektrik mühendisi veya yazılımcıysa, (asansör, akıllı veya otomatik değilse kabul ama 25 katlı plazanın asansöründe de yapıyorsa…) kuşkuyla karşılarım.

😮 Bir belgenin acilen imzalanmasını isteyen iş arkadaşım, 50 metre yürüyüp gelmek yerine “Muhaberat ile size gönderdim. Alınca hemen imzalayıp geri gönderir misiniz?” dediğinde kalkıp yanına gidiyorum. “Gönderdiğin belgenin bir kopyasını yeniden bas, burada şimdi imzalayayım” diyorum. Çoğunlukla “Neden zahmet ettiniz, muhaberat…” gibi, nezaket olduğunu zannettiği cümleleri söylüyor. “Acil, hemen, şimdi…” derken “Muhaberat ile gönderdim” denilmesini anlamakta güçlük çekiyorum. Hep ücretli olarak kalacak.

😮 Kurumsal iletişim departmanına başvurmuş. İşe alma görüşmesindeyiz. “Son dönemlerde en çok dikkatini çeken reklamlar” sorulduğunda “Ben hiç reklamları seyretmem, hemen kanal değiştiririm” diyor. “Neden kurumsal iletişim departmanı için başvuru yaptınız” diyoruz, “İletişim mezunuyum da…” diye yanıtlıyor. Yanlış meslek seçmiş. Biz yanlış kariyerde ilerlemesini istemeyiz.

Trafik Göstergesi

Kişilerin trafikteki davranışlarının da çok önemli ipuçları verdiğini düşünüyorum. Şöyle ki:

😮 İleride sağda bir sokak var. Trafik yoğun ama sağa dönecek olanların yolunu tıkamamak için (neyse ki) boş bırakılmış. Bir araba sağa dönüş işareti verip o tarafa giriyor. Sonra işareti kapatıp direksiyonu sola kırıyor. Uyanık. Benim çalıştığım bankanın bir arabası. Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı kullanıyormuş. Teftiş Kurulu üyesi olan birinin uyanık davranmasını değil, doğru olanı yapmasını beklerim. Kendisi işe döndüğünde, uyanıklığı değil doğru olanı yapanı takdir edecekse…

😮 Evlere alarm tertibatı kurmakla ünlenmiş şirketin arabası da uyanıklık yapıp, kırmızı ışıkta ters yönden gelip öne geçerse… burada 1 dakikayı kazanmak için numara yapanın başka – muhtemelen daha fazla değerli – şeyleri kazanmak için ne işler yapacağını düşünürüm. Alarm taktıran her evde değerli bir şeyler vardır. O alarm markasına güvenim hemen sıfırlanır.

😮 Yol dümdüz. Sadece 60 metre ötedeki değil, 200 metre ilerideki trafik ışıkları bile görünüyor. 60 metre ileride kırmızı ışık yanıyorsa, yeşile dönmesine daha 45 saniye varsa… gaza basıp giden, sonra da sert frenle duran kişinin (hangi düzeyde olursa olsun) yönetici unvanını almasına karşıyım. Yakın geleceğin (birkaç saniye) bu kadar aşikar olduğu bir durumda, idare edebildiği kaynakları (fren balatası, benzin, vb.) böylesine kötü kullanan adamdan uzun vadeli bir iş / proje yönetmesini beklemek doğru değildir.

  • Vehbi Koç’un yönetici adayı seçme yöntemlerinde birlikte yemek yediği anlatılır. Tadına bakmadan önce biber veya tuz atıyorsa, “yeterli veri olmadan karar vermesi” nedeniyle elediği söylenir. Trafikteki davranışlar bence daha iyi göstergedir.

Özetle

Eminim benim önyargılarım ve varsayımlarım mutlak doğrular değildir. İnsan kaynakları uzmanları iş ve meslek ve unvan farkları konusunda çok daha yetkindir.

Kişisel olarak meslek ve ayrımını, profesyonel ve ücretli farkını kişinin düşünce ve davranışlarından çıkartırım. Ya mesleğini uyguluyordur ya da iş olsun diye yapıyordur.

Not: Kapak resmi YZ ile yapıldı. Saat, terazi, kantar, iletki ve su terazisini (çeşitli ölçüm araçlarını) birlikte göstermeye çalıştım.

Eş zamanlı olarak Linkedin’de yayımlandı.

26 Ekim 2023 Perşembe

Profesyonellik ve Acil Servis

Sene 1976. ODTÜ İşletme’yi kazandım. O yıllarda fen puanı ile giriliyordu. (Bu açıklama sayısalcı – sözelci karşılaştırması yapanlar için 😉 )

Okulun başlamasına birkaç ay vardı. Zaten boykot filan, süre uzayacak. Birinci tercihimi kazanmıştım ama yine de meslek hakkında daha fazla öğrenmek istiyordum. Başarılı bir yöneticilik hayatı olduğunu bildiğim amcam Selahattin Özmen‘e gittim. Bana işletmecilik nedir diye anlatmasını istedim. Önce içeriden kağıt-kalem getirdi. İlk ders olarak, “her şeyin yazılı notunu tutmak” gerektiğini söyledi.

Yakından tanıyanlar bilir. Çok iyi not tutarım. Giderek tekniğimi de geliştirdim. Aradan 47 sene geçmiş. Amcamın öğütünü tutmaya devam ediyorum.

Amcam kağıda temel yönetim fonksiyonlarını (üretim – finansman – pazarlama – vb…) gösteren bir organizasyon şeması çizdi. Her bir fonksiyonun ana işlevlerinden bahsetti. Birlikte çalışmanın önemini vurguladı. bana verdiği eğitimin sonlarında “Bu ülkede profesyonel yöneticilik, ya acil servis doktorluğu ya da cenaze levazımatçılığıdır” dedi. Ne demek istediğini de anlattı ama o anda anlamamıştım.

Açıkçası, iş hayatımın ileri yıllarında anladım.

Ülkenin esnaf kökenli girişimcisi, ücretini verdiği adamdan daha iyi bildiğini sanır. (Sanayi devrimi zihinlere uğramamıştır. Feodal kökenli bakış açısı değişmemiştir.) Patron her şeyi en iyi bilir. Kendisine uyarı yapıldığında bile dinlemez. Rahatça çözülecek sorunlar krize dönüşene kadar direksiyonu bırakmaz. (Bu paragraftaki her linkte bir örneği var.)

Her şeyi bilen patron hatalarından ders almayıp işler artık kurtarılamaz duruma gelince “Aman şirket ölüyor. Bir baksan da kurtarsan” derler. Bu acil servis doktorluğu. Aradan neredeyse 50 yıl geçmiş. Patron hâlâ acil servise başvurduğunda strateji ve yönetim bilgisi aramaz, finansman – muhasebe uzmanına başvurur.  Muhtemelen hâlâ strateji ve yönetimi en iyi kendisinin bildiğini düşünmektedir.

 

 

Ya da şirket ölmüştür. Sorunsuz biçimde defnetmek ve kalanları bölüşmek gerekmektedir. Bu da cenaze levazımatçılığı. Bu durumda zaten strateji, liderlik, yönetim, yönetişim gibi kavramlar fazlasıyla lüks olur. Doğrudan işin ustası muhasebeciye baş vurulur.

🙁

ODTÜ-İşletme’den iyi bir dereceyle mezun oldum. Hemen her işletmecilik mezunu gibi “erkenden Genel Müdür olmak” hevesim vardı.  Yukarıda yazdığım olguyu 30 yaşımda, dönemin en büyük denizcilik acentelerinin birinde Genel Müdür Yardımcısı’yken anladım. Parayı veren girişimci (kurumlaşmamış şirketin patronu) stratejik hatalarını anlamamakta direniyor. Kendi küçük taktiksel hareketlerini öylesine beğeniyor ki, uzun vadeli – üstelik pek de sıkıntılı olmayan – bir öneri getirdiğinizde köpürüyor.

Yıllar sonra karşılaştığınızda, “Senin dediğini yaptımdiyor ama ne fayda… Çektiğin eziyetler, patronla gereksiz tartışmalar, yediğin anlamsız fırçalar… “Parası iyi de olsa buna katlanılmaz” diye kapıyı vurup çıktıktan sonra evli + iki çocuklu işsiz kalman… Yeniden adım adım kurmaya başladığın iş hayatın…

Bana önemli bir ders oldu. Profesyonel iş hayatımın sonraki yıllarında doğrudan patrona değil, iyi bir profesyonel yöneticiye bağlı çalışmayı tercih ettim. (Bu vesileyle Sinan İşler’in sorusuna kısmen de olsa yanıt vermiş olayım)

Bu arada… aradan 50 sene geçti ama günümüz girişimcisi de çoğunlukla farklı değil.

Biliyorum defalarca yazdım [1][2][3][4][5][6][7][8][9][10][11][12][13][14] –  ama tekrarlayayım:

Ücretli ≠ Profesyonel

🙁